Enes Tarım

Kabilin soyuyuz biz

Enes Tarım

“Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin
Yüreği yalnız kendiyle dolu olanın
Duvarları ancak çarpınca görenin…
Canı cehenneme başkasının yangınıyla
Evini ısıtıp, yemeğini pişirenin…”

(Ş.Erbaş)

İçimizdeki nefret ve her şeye sahip olma duygusu Kabilin genlerini taşımaktan mı geliyor bilmiyorum ama galiba, Onun soyundanız biz!

Yüreğimiz kıskançlık, kibir, öfke ve haset dolu.

İlk cinayetin, öz kardeşimizin katiliyiz biz.

Adağımız kabul olmayınca asırlar boyu öldürerek hayat bulduk biz.

O yüzden tüm yeryüzünde işlenen her cinayette payımız vardır bizim.

Yüzyıllar boyu bu hislerle hemhal, kin ve nefretimizle yaşayıp putlara taparken, O, Efendimiz, önce Mekke de sonra Medine de bize sevgiyi, adaleti ve hikmeti öğretti.

Kitabı, takvayı, kardeşliği ve yoksullara ikram etmeyi ondan öğrendik.

Onun yaşadığı, damgasını vurduğu çağa “Asrısaadet” dedik.

Arındık, temizlendik ve kemalatın zirvesine eriştik.

Ama O gidince, yine içimizdeki kin ve sahip olma duygularımız yeşerdi çölün susuz ve çorak vahalarında…

Ve önce Onun en yakınlarından, en sevdiklerinden, ehlibeytinden başladık yok etmeye…

İçimizdeki kin dışımıza taşarak sel misali kuşattı Arabistan yarımadasını…

Zulüm olup kapladı her yeri, önüne gelen her şeyi sürükleyip yutarak büyüdü, büyüdü…

Gözümüz o kadar dönmüştü ki, muhaliflerimizin mezarlarını açıp cesetlerini yeniden asmaya, naaşları tekrar kırbaçlamaya kadar götürdü bizi emellerimiz…

İşgal ettiğimiz beldelerde Yeşil saraylar inşa ettik süslemeleri kıymetli madenlerden.

Büyük ve göz alıcı mescitler yaptık, ışıltılarla dolu olup içimizin kirini gizleyecek mabetler…

Yakın akraba ve çocuklarımızı iktidara getirdik “akrabalara yardımcı olun “hadisleri uydurarak...

Zenginliğin kaynağına, çöreklendik nüfuzlu ve verimli makamlara…

İşgalden işgale koşarken talan ve ganimet fetihleri yaşadık…

Gözümüz kara, gönlümüz kara, kuşaklarımız ve sarıklarımız kara idi bizim..

Allah’ın evini mancınıklarla harap etmeye kadar götürdü iştahımız bizi…

Sorunu hep karşıdakilerde aradık.

Bencilliğimizi, enaniyetimizi, açgözlülüğümüzü ve ihtirasımızı dışımızdakilerle ifade ettik hep…

İçimiz karaydı bizim oysa...

Beynimiz, zihnimiz, gönlümüz kara…

Birbirimize tahammülümüz yoktu, farklılıklara, eleştiriye ve hoşgörüye…

Farklı kabilelere ve ırklara, farklı dillere, farklı tenlere ve farklı mezheplere tahammülümüz olmadı hiç..

Her yeniye ve her iyiye karşı olduk hep.

Biz yönetmeliydik, bizim gibi düşünmelilerdi, bizim gibi bakmalı ve görmeli ve bizim gibi olmalıydı her şey.

Kitabımız güzellikleri anlatıyordu ve elçimiz sevgi, adalet ve iyiliği fısıldamıştı zihinlerimize…

Ama ne yapabiliriz ki?

Gözümüz kara, gönlümüz kara, kuşaklarımız ve sarıklarımız kara idi bizim.

Hep güçlü ve zalim olmaya çalıştık.

Hakikati ve iyiliği temsil etme gibi bir gündemiz olmadı hiç…

Hep bencillik, kayıtsızlık ve korkaklık üçgenlerinde gezindik.

Kendimiz dışındakilerin maruz kaldığı zulümler, işgaller, katliamlar, istilalar, sömürüler umurumuzda olmadı hiç…

Kendi çıkarlarımıza dokunulmadıkça, küresel tağutların, emperyal güçlerin ve büyük şeytanların hizmetini görmekte bir sakınca görmedik hiçbir zaman…

Ümmeti, kardeşliği, uhuvveti ve adaleti düşünmedik hiç…

O yüzden bölüne bölüne ufalanarak bu günlere kadar geldik…

Kimse bizi aldatmadı, uyutmadı ve avutmadı…

Her şey önümüzde cereyan etti ve ediyor.

Zihnimiz, algılarımız güce meyyal olduğu için, gücü ve güçlüyü sevdiği için kendi iradelerimizle kullanışlıyız biz…

Allah’ın sünnetullahı gereği, zulümler denizinde yüzüyoruz ve hak ettik aslında biz bu aşağılanmayı…

İçimizdeki milliyetçilik, mezhepçilik, hizipçilik, hurafecilik ve kapitalizme olan sevgi bu hallere getirdi bizi…

Kitaptan, Allahtan ve sevgiliden günden güne uzaklaşmak kalplerimizi katılaştırarak ümmet bilinci ve tevhidi bilinçten uzaklaştırarak dünyayı sevdirdi bize…

Teslimiyetçi olmayı yaşayarak öğrendik biz…

Yorumlar 1
Ahmet 26 Nisan 2023 01:28

Çok iyi be, eyvallah

Yazarın Diğer Yazıları