Vahdettin Yiğitcan

Muhabirimiz Cehennemin Dibinden Bildiriyor!..

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar,

İletişim çağının son hızla gelişerek aktığı bir zaman diliminin içerisinde haber kasırgasına maruz durumdayız.

Hayat şartlarının bunalttığı ruh halimizle edilgin ve pasif varlıklar olarak hayata tutunmaya didiniyoruz.

Maruz kaldığımız haber kasırgası hiç de masum değil, kast-ı mahsusa olarak bir plan dahilinde iradelerimiz pranga altına alınıyor.

Haber kanallarının manipülatif yayınları karşısında vatandaş, günlük telaş ve sıkıntılarından sıyrılıp sağlıklı bir algı süreci ile olanı ve biteni değerlendiremiyor.

Vatandaşın durumu halihazırda vahim.

Daha da vahimi, medya okuryazarlığı şöyle dursun, doğru dürüst okuma ve okuduğunu anlama sorununu üniversite öğrenimi gören öğrenciler yaşıyor bu memlekette... Eğitim ve öğretim sisteminin seviye kalitesine bakar mısınız?

Hal böyleyken meydanı mümbit ve boş bulan sorumsuz ve denetimsiz medya. Dilediği gibi yayınlarını zehir saça saça sürdürmekte herhangi bir sakınca görmüyor.

Medya ismiyle tanımlanan 'BASIN' organları için 4.Kuvvet yakıştırması yapılır. Yasama, Yürütme, Yargı ve Basın, bu dört organın kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği, bağımsızca sağlıklı işleyişi sayesinde toplum huzur içerisinde yönetilmiş olur.

Burada zikredilen basın yani medya, hakkıyla doğruya doğru, yanlışa da yanlış diyebilen hakikate ayna tutan medyadır.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi aksadığında ise doğal olarak anlaşmazlıklar kısaca yönetim zafiyeti baş gösterecektir.

Medyanın Haber Mantığı

Yaygın bir görüşe göre köpeğin insanı ısırması haber değildir, ancak insanın köpeği ısırmasıdır haber.

Böyle ters bir önermeden yola çıkarak baştan sona oluşturulan haber mantığı aklın sınırlarını zorlayan tüm davranış şekillerini aktarmakta beis görmemektedir.

Bana göre kötülükte sınır tanımayan canice işlenen örnekler haber mantığı içerisinde değerlendirilmemelidir. Toplumun ruh sağlığını etkileyecek olan fantazi sapkınlıklar henüz yargılarını belirleyecek erişkinliğe erişmemiş genç dimağlara yol gösterme işlevi görecektir. Bir neslin bozulması bu türlü yayınlarla işlene işlene yapılmaktadır.

Hiç fazla uzağa gitmeye gerek yok, dünkü haber sitelerinde karşılaştığım örneklere gelince

Muhabirimiz Cehennemin Dibinden Bildiriyor!..

Muhabirimiz Cehennemin Dibinden Bildiriyor:
-----------------------------------------

1-Şişli’de çöp konteynerinde bulunan kesik başlı kadın cinayetine ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı. Cesedi valizle taşıdıkları belirlenen 2 şüpheli Gürcistan’a kaçmak üzereyken İstanbul Havalimanı’nda yakalandı.

2-İzmir’de evinde asılı halde ölü bulunan 18 yaşındaki genç kızın ölümünün intihar değil, cinayet olduğu belirlendi. Genç kızı öldürdüğü tespit edilen erkek arkadaşının ise tutuklandıktan kısa süre sonra cezaevinde intihar ettiği öğrenildi.

3-Suça sürüklenen çocuklara yönelik hem cezai yaptırımları hem de rehabilitasyon sürecini kapsayan yeni bir düzenleme hazırlığı yürütüyor, özellikle 15-18 yaş grubunu ilgilendiren ceza ve infaz rejiminde değişiklikler planlanıyor.

4-Samsun'da Ferit M.'nin önce boğazını kesti sonra satırla vurarak katleden Gamze S., suç aletleriyle polise teslim oldu.

5-Kahramanmaraş'ta Türkiye'yi dehşete düşüren 5 günlük bebek Deniz Esin Bozoklar’a şiddet uygulayarak sakat bırakan cani ruhlu hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık tutuklandı.

6-Gaziantep'te Adem Külah, tartıştığı boşanma aşamasındaki eşi Sibel Külah’ı koli bandı ile bağlayıp, başından aşağı kezzap döktü. Kafa derisi yanan ve görme kaybı yaşayan kadın hastanede tedaviye alınırken, polise teslim olan Adem Külah tutuklandı.

Sadece üç haber sitesinde rastladığım dünkü tablo böylesine iç karartıcı. Cehennem azabı gibi.

Sayın ve pek muhterem yetkililere sormak gerekiyor, medyamız bu yayınlarıyla ne yapmak istiyor?

Bu konuda medyanın kendine bir çeki düzen vermesi gerekmez mi?

Eskilerin bilgece bir yaklaşımı vardı, kötülükler karşısında 'Ört ki, öle' derlerdi... Her şey de aşikâr edilmez ki...

Sayın ve pek muhterem yetkililere yine sormak gerekiyor, bu yayınların kime ne faydası yada zararı olabilir?

Bu gidişat, toplumsal cinnetin eşiğinde olduğumuza dair delil sayılabilir mi?

Yazarın Diğer Yazıları