Hakan Ertürk

Ramazan Keskin Hoca ve Anılar 1

Hakan Ertürk

Hoca’m cömertti.

Kendi aracıyla il dışına da gittik, ilçelere de gittik, şehir içinde çok yere de gittik. Bir kez olsun aracına yakıt koymamızı istemedi, ima bile etmedi. Çok defa ısrar ettik, çok azında kabul etti.

Evine ne zaman gitsek çay, tatlı, meyve, kahve gibi o anda evde ne varsa ikram ederdi. Bir keresinde elimizde meyve poşetiyle evine gittik. Meyveleri görünce şaka yollu “Kardeşim bunları herkes getirir. Şöyle herkesin getirmediği meyvelerden getirsenize.  Mesela muz getirin.”  dedi. Biz de sonraki zamanlarda muz götürmeye özen gösterdik fakat Hoca’m, götürdüğümüz muzu yine bize yedirirdi.

İstanbul’dan Kasım abi aradı. Baş sağlığı diledi. Ardından da seneler evvel bir Malatya ziyareti sırasında yaşadığımız bir anıyı paylaştı. Kendisiyle Hoca’yı bürosunda ziyaret etmiştik. Hoca’m da bizi alıp yemeğe götürmüş, hesabı ödememize de müsaade etmemişti. Çok sıradan gibi görünen bu hadise Kasım abiyi etkilemiş olacak ki unutamamış ve hatırlatma gereği duymuştu. “Bunlar küçük şeyler ama insanı etkiliyor.”  dedi telefonun diğer ucunda.

Hoca’m bir gün dedi ki: “Darende’de bir dernek beni konferansa çağırıyor. Sen ve Kürşat Hoca müsaitseniz birlikte gidelim.”  Kabul ettik ve belirtilen vakitte bürosuna geldik. Programı tertip edenlerden iki kişi de bizimle gelecekmiş, onları bekledik. Geldiler ve demesinler mi “Hoca’m bizim aracımız yok.”  Hoca: “Benim var.” dedi. Yola çıktık. Darende’ye vardık, program bitince de dönüşe geçtik. Yolda bir yerde Hoca’m yakıt almak için durdu. Programı tertipleyenlerden olan, aynı zamanda da başka bir derneğin başkanı olan kişi: “Hoca’m, yakıtı biz dolduralım.” dedi. Hoca’m kabul etmedi ve ödeme yapmaya gitti. O kişi de hiç ısrar etmedi. O sahne çok zoruma gitmişti. Aynı dernekler il dışından bir hocayı çağırdıklarında bütün yol masraflarını karşılarlar. Uçakla getirtir, uçakla gönderirler. Sıra Ramazan Keskin Hoca’ya geldiğindeyse böyle lakayt bir tavra bürünürler. Adamı davet eden siz… Adamın arabasıyla kendi programınıza giden siz… Adamın arabasına yakıt dahi koymayan yine siz…

O iki kişi bizden önce indiler. Onlar inince Hoca’ma içimdekileri söyledim. Hoca’m şu doğrultuda bir şeyler söyledi: “Bu yol böyledir. Eğer Allah için çıktıysanız bu yola, böyle şeylerle karşılaşmanız tabiidir.”

Hoca’mın hastalığı ve vefatı, cuma namazı çıkışında bürosuna gelip ihtiyaçlarını bildirenleri de etkilemiştir. Hoca’m gelenleri öyle alıştırmıştı ki bir keresinde bir çocuğa 5 lira vermiştim de çocuk parayı beğenmemişti. Hoca’ma dedim ki: “Hoca’m bizim dilenciler bunlardan iyiler. Bizimkilere 1 lira verdiğimde bir dünya da dua ediyorlar. Siz bunları çok paraya alıştırınca 5 liraya burun kıvırıyorlar.

Bir cuma çıkışı Hoca’m yine para dağıtıyormuş. Bir hayırsever birkaç bin lira para bırakmış ve uygun yerlere dağıtmasını istemiş. Ben o hafta yoktum. Hoca, 50-100 dağıtmaya başlamış. Tabii dağıtılan paranın miktarı yüksek olunca kalabalık da artmış. Hoca’m parayı bitirmiş ama kalabalık bitmemiş. Bakmış kalabalıktan kurtuluş yok, kendini içeri kilitlemiş. Kalabalık cama yüklenmiş ve cam kırılmış. Her kim haber vermişse polisler gelmiş, kalabalığı dağıtmış. Hoca’ya da “Bir daha böyle bir şey yapacağınız zaman haber verin de düzeni sağlayalım.” demişler. Daha sonra Hoca’mla bu konuyu konuştuğumuzda, Hoca’m bu sözlerden dolayı polislere kızıyordu.

Yine bir cuma çıkışı Hoca’mın bürosunda oturuyoruz. Klasik bir Cuma. Ödenmemiş faturaları olanlar, birikmiş kirası olanlar, kömür isteyenler, ayakkabı, elbise isteyenler, sadece para isteyenler vs. vs.  Hoca’m cebindeki parayı bitirdi. Kimini fatura ödeme noktasına, kimini alt kattaki bakkala, kimini ayakkabıcı Yasin abiye selamı ile gönderdi. Tabii daha sonra Hoca’m bunların paralarını da ödüyordu. Büroda yeğeni Abdullah abi de vardı. Hoca’mın parası bitince Abdullah abiye devam etmesini söyledi. Ben dayanamayıp dedim ki: “Hoca’m bunları böyle alıştırıyorsunuz ama bunların kaç tanesi gerçekten ihtiyaç sahibi? Bazıları sizi kullanıyor.” Daha neler söyledik, hem o gün hem başka günler fakat Hoca’m her zamanki gibi doğru bildiğini okudu. Ayrıca gülerek şunu söylemiştim: “Korkarım yakında cuma çıkışlarında bu büroda oturanları göremeyeceksiniz. Çünkü kim oturuyorsa ya birine bir şeyler veriyor yahut birilerinin faturasını ödüyor.” O ise bize "İnsanlara umut olun. İnsanlar sizi gördüğünde umutlansınlar." diyordu.

(Devam edecek inşallah)

Yazarın Diğer Yazıları