Hakan Ertürk

Dost Mektupları

Hakan Ertürk

RAMAZAN KESKİN HOCA VE ANILAR 5

        Hafızam beni yanıltmıyorsa bir Ramazan ayıydı. Bizi köyüne götürmek istedi. Hazırlığımızı yaptık, çıktık yola. Tabii, o zamanlar Ebuzerler Mescidi diye bir yer yok. Hatta köy diye gittiğimiz yerde yaşam belirtisi dahi yok…

Hoca’m bizi bir kayanın dibine götürdü. Az ama güzel bir su akıyordu. Akşamın karanlığında, bir dağ başında, ay ışığı ve getirdiğimiz bir fener ışığının altında yemek yedik, çay içtik. En önemlisi de sağlıklıydık ve birlikteydik. İnsan bazı zamanlar yaşar ki yaşadığı anda o anın kıymetini pek bilmez. Daha sonraki zamanlarda döner bakar da ardına, bir aaahh çeker derinden ve o anı düşündükçe boğazı düğümlenir, gözleri yaşarır. An vardır, sıradan gelir insana; sonrasında çok özlenir. Vaktin kıymetini iyi bilmek gerek. Daha önemlisi ise içinde bulunulan vakitte birlikte olunan insanların kıymetini bilmek gerek. Zira her birimizin adı yolcuya çıkmış. Hiçbirimiz kalıcı değiliz ve giden tek taraflı bir biletle gidiyor…

O geceden bir sene sonra Hoca’m, şu anda Ebuzerler Mescidinin bulunduğu yere bir çadır kurdu. O sene de gidip o çadırda oturur, hasbihal ederdik.

Bir sonraki senenin Ramazan ayında ise Ebuzerler Mescidinin temelinde akşam namazımızı kılmıştık. Hoca’m derdi ki: “İslam medeniyetinde şehirler cami merkezli kurulur. Evvela bir su kaynağının yanına bir mescit inşa edilir. Ardından yerleşim yerleri bir bir inşa edilir.”

İşte Ebuzerler Mescidi süreci böyle başladı, böyle devam etti. İlkin birçok kişi Hoca’yı eleştirmişti. Kimsenin o dağ başına gitmeye niyeti yoktu ama mescidin duvarları yükseldikçe ve faaliyete geçince Hoca’mın ne kadar isabetli, ne kadar hayırlı bir projeyi faaliyete geçirdiği anlaşılmış oldu.

Hastanede ziyaret ettiğim bir gün kendisine söylemiştim. “Hoca’m, mescidi yaparken sizinle alay edenler oldu. Cinlere mescid yapıyor diyenler oldu. Geldiğimiz noktada görüyoruz ki şimdiye kadar binlerce insan ziyaret etmiştir.”  O da bu söylediklerimi tasdik etti.

Hoca’m dağların doruklarına sevdalıydı. Afganistan dağlarında şehid olan Ebu Ömer’in bir kitapta okuduğum “Dağlardan dünya bir başka görünür.” sözünü hatırlatırdı bana Hoca’nın bu sevdası.

Dağ yürüyüşü yapmak isterdi hep. Birkaç sefer birlikte yaptık. Dağ yürüyüşlerimizin birini Ebuzerler Mescidinin bulunduğu alandaki en yüksek noktaya gerçekleştirdik. Oraya gidersen şöyle etrafına iyice bak. Mescidin güney tarafına düşen mevkide o bölgenin en yüksek noktasını göreceksin. Hoca, ben ve Kürşat yola çıktık. Zahmetli bir tırmanıştı. Hava sıcaktı ve suyumuz daha yolun yarısında tükenmişti. Etrafımızı saran kevenlerin dikenleri dizlerimizi çileğe çevirmişti. İçimden “Keşke Hoca geri dönelim dese” diye geçiriyordum. Hatta zirveye yakın bir yerde “Hoca’m siz de yoruldunuz biz de. Zirve de şurası zaten. Dönebiliriz aslında.” demiş ama Hoca’yı da Kürşat’ı da ikna edememiştim. İkisi de benim iyi niyetli görünen tuzağıma düşmemişlerdi. Hoca zirveyi görmeye kararlıydı. Ve gördü… Bir kartal süzülüyordu üzerimizde.  Hoca’m ezan okudu, ardından öğle namazımızı kıldık. O dağın doruğunda Rabb’imize secdeye vardık elhamdulillah.

Dönüş yolunda öyle bir yanlış yaptık ki hatırladıkça kendime kızarım. Hoca’m dizlerinden rahatsızdı. Dikine inişlerde zorlanıyordu. Bize dedi ki: “Siz kestirmeden aşağı bırakın kendinizi. Ben uzun ama daha düz olan yoldan geleceğim.”  Biz de kabul ettik. O an öyle bitkindik ki bir an evvel kendimizi aşağıya atmak istiyorduk. Hocadan ayrıldıktan sonra bir pişmanlık ve endişe sardı bizi. Ya Hoca’ya bir şey olursa ne yapacaktık? Telefonla aradık ama telefon çekmedi. Avazımızın çıktığı kadar bağırarak seslendik fakat karşılık bulamadık. Bir yandan iniyor, bir yandan da “Ya Hoca’ya bir şey olursa bu dağlık alanda nerede buluruz onu?” diye söylenip duruyorduk. Çoğu yerleri koşarak geçip mescide vardık. Gidiş gelişimiz beş buçuk saat sürmüştü. Yaklaşık bir saat sonra hamdolsun Hoca’mız geldi. Onu uzaktan görünce Allah’a hamdettik.

(Devam edecek inşallah)

Yazarın Diğer Yazıları