RAMAZAN KESKİN HOCA VE ANILAR 3
Hoca’mın öyle bir çekim gücü vardı ki bir mealci, Hoca’mın yanına rahatça gelip fikirlerini ifade edebildiği gibi selefî olarak kendini isimlendiren bir başkası da aynı şekilde davranabilirdi. Hoca’mın bazı düşünceleri, onlarınkiyle uyuşmuyor hatta bazı noktalarda çatışıyorken bu kişileri Hoca’mın yanında çok sık görebilirdiniz.
O, engin gönüllüydü ve hep af yolunu tuttu.
15 Temmuz’un hemen sonrasında Hoca’yı çok iyi tanıdığını düşündüğüm(Maalesef yeterince tanımıyormuş. Tanısaydı öyle yapmazdı.) bir Müslüman, Hoca’ma apaçık bir iftira attı. Bu iftira, o kritik dönemde Hoca’yı çok zor bir duruma sokabilirdi. Bunun akabinde uzun bir müddet Hoca’mla iletişimi kesti. Gün geldi, Hoca’mın eşi vefat etti. Bu zat, taziyeye de gelmedi. Fakat takdiriilahi bir müddet sonra bu Müslüman’ın annesi vefat etti ve Hoca’m taziyesine gitti. Hoca’nın, insanlara cevap veriş şekli böyleydi. Affederek cezalandırmak… O zat, Hoca’nın bu hareketinden de etkilenmiş olacak ki Hoca’mın yanına gidip helallik istedi. Hoca’m da hakkını helal etti.
Bir abimiz vardı. Hoca’nın yanından ayrılmazdı. Derslerimize de katılırdı. Çok severdik kendisini. Ne olduysa bir daha göremez olduk. Bir gün Hoca’ma sorduk. O da latife yollu cevap verdi. “Manevî çarpılmaya uğradı.” dedi ve ortamı müsait bulmadığından olacak konuyu kapattı. Daha sonra özel bir ortamda meseleyi anlattı. Velhasıl o abimiz de Hoca’ma haksızlık etmişti. Bir müddet sonra da o abimiz vefat etti. Rabb’im rahmet eylesin.
Düşüncelerimiz uyuşmayabilir ama kimsenin kimseye hakaret etme hakkı yoktur. Aynı şehirde yaşadığımız bir hoca, duyduğum kadarıyla Ramazan Hoca’ya hakaretler etmiş ve iletişimi kesmiş. Gün geldi bu hoca vefat etti. Hoca’m onun da taziyesine iştirak etti.
Hoca’mın bir prensibi vardı. O, “Gelene niye geldin. Gidene niye gittin demeyiz.” derdi. 12 senelik birlikteliğimiz boyunca öyle gelenler, öyle gidenler gördüm ki bir gün Hoca’ma da söyledim. “Hoca’m, giden öyle bir gidiyor ki ardına bile bakmıyor.” demiştim. Gerçekten de öyle oldu. Biz bundan 12 sene evvel on küsur kişiyle ilk derslerimize başladık. Haftalar, aylar, yıllar geçtikçe dökülenler oldu; yeni gelenler oldu. Ahitleşip de ahdine sadakat gösteremeyenler oldu. Hocayla dersleri bıraktılar diye asla kızmadım, kızmıyorum fakat zaman zaman söylediğim bir şey vardı. Yahu hiç mi vefa yok. İnsan bayramdan bayrama da mı Hoca’yı aramaz, sormaz. Ben Hoca’mın bir kere olsun, bırakanlardan birinin adını zikredip de kötü bir söz söylediğine şahit olmadım.
Bir de şöyle vefasızlık edenler vardı. Başı sıkıştığında, dara düştüğünde, yokluk çektiğinde sık sık Hoca’nın yanında gördüğüm; Hoca’nın da kendilerine elinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştığı simalardan bazıları sonraki zamanlarda maddî olarak refaha kavuştular, rahata erdiler. Ne yazık ki onlar da vefasızlık ettiler. Bu kişiler, vefalı olmayı Hoca’yı bir yerde gördüklerinde halini, hatırını sormaktan ibaret zannettiler. Oysa Hoca’nın bir davası, bir derdi vardı. Maddî ve manevi olarak elinden tutulması gereken bir derneği vardı.
Hoca’mın sevenleri olduğu gibi sevmeyenleri de vardı fakat sevmeyenlerinin çoğu, Hoca’yı tanımıyorlardı bile. Oturup yarım saat konuşmuşlukları yoktu ama sevmiyorlardı işte. Mesela, bir arkadaş vardı. Eşini boşadı. Mahallede beni kim görse “Senin hocan boşa dediği için boşamış.” diyorlardı. Hoca’ya durumu bildirdim. “Boşandığını boşandıktan sonra öğrendim. Haberim bile olmadı.” dedi. Hoca’m yalan söyleyecek biri değildi. Çünkü 12 sene çok özel bir birlikteliğimiz oldu.
Bir de benim şahit olmadığım ama bir kısmını bizzat Hoca’mdan dinlediğim, bir kısmını da başkalarından yer yer işittiğim vefasızlıklar yaşamıştı. “Hoca’nın hayatından ne öğrendin?” diye bir soru sorulsa şu cevabı verirdim: “Vefasızlığı öğrendim. Vefasızlardan hareketle de vefalı olmayı öğrendim.”
Hoca, sıkıntıda olanların hocasıydı demek yanlış olmaz. Çünkü sıkıntısını giderdiği, kendisini terk etti. Bir ömre bu kadar vefasızlık, bu kadar nankörlük çok değil mi? Ona “sert” diyorlardı. Onun uğradığı vefasızlığın birkaçını ona sert diyenler tatsalardı kim bilir onlara ne derlerdi?
(Devam edecek inşallah)