Hakan Ertürk

Dost Mektupları

Hakan Ertürk

ÜZERİNDE BİR ŞEY VAR MI?

        Kadın, kocasının sesine uyanmıştı. Kocası diğer odada biriyle fısır fısır konuşuyordu. Telefonuna uzanıp saate baktı. Saat gecenin ikisiydi.

Bir anda kadının kalbine türlü vesveseler hücum etti. Uykusu kaçmıştı ve artık tek yaptığı şey pürdikkat kesilerek kocasını dinlemekti. Tam dikkat kesilmişti ki telefonun diğer ucundaki kişiye kocası “Üzerinde bir şey var mı?” demesin mi? Kadın, beyninden vurulmuşa döndü. Yatağında yarı uzanmış vaziyette donakalmıştı. Gecenin ikisinde kocası telefonun öbür ucundaki kişiye “Üzerinde bir şey var mı?” diyor. Bir kadının yaşayabileceği en ağır imtihanlardan olsa gerek…

Kadın bu şok halini yaşarken telefon görüşmesi son buldu. Eşinin lavaboya gittiğini fark edince hızla yatağından doğruldu ve kocasının görüşme yaptığı yan odaya yöneldi. Odaya girdiğinde kocasının telefonunu kanepenin üzerinde buldu. Hemen alıp son aramalara baktığında “SELÇUK” ismiyle karşılaştı. Kesin, benim şüphelenmemem için şifreli bir isim kullanıyor, diye düşündü. Selçuk, kocasının yakın arkadaşıydı ve ailece görüşürlerdi. Bu sırada eşi lavabodan çıkmıştı. Kadın, telefonu aldığı yere bıraktı ve tekrar yatağına gidip uzandı.

Kocası birkaç saat sonra sabah namazı vakti eve döndü. O dönene kadar kadının gözüne bir damla uyku girmemişti. Kocasına nereden geldiğini sorduğunda kocası, Selçuk’un araba lastiğinin patladığını, ona yardıma gittiğini söyledi. Bunu söylerken çok rahattı ve bu rahatlığı kadını içten içe yaralıyordu. Ağzını açıp gözünü yumarak kocasına ağır sözler söylemek istiyordu ama çocuklar uyanmasın diye kendine hâkim oldu. Elbet vakti gelecek, diyordu kendi kendine.

Ertesi gün, kadın ev temizliğiyle meşgulken eşi iş yerinden kendisini arayıp akşama arkadaşı Selçuk’a yemeğe davetli olduklarını söyledi. Kadın telefonu kapatırken bir yandan da öfkeli bir sesle “Vay uyanık. Şüphelendiğimi anlamış olacak ki hemen bir senaryo yazmış.” dedi. “Bakalım akşama hangi yalanlarla karşılaşacağım?” diyerek temizliğe devam etti.

Akşama kocası ve iki çocuğuyla davete icabet ettiler. Kendilerini kapıda Selçuk, hanımı ve çocukları karşıladı. Yemek boyunca kadının ağzını bıçak açmıyordu. Selçuk’un hanımı konuşmaya çabalasa da kısa cevaplarla geçiştiriyordu onu çünkü ruhu büyük bir ızdırabın içindeydi. Selçuk, geceden ve arkadaşının kendisine yardıma gelişinden bahsetmeye başlayınca kadın artık kendisini tutamadı ve her iki erkeğe de dönüp şunları söyledi: “Siz ne utanmaz insanlarsınız. Yaptığınız rezilliği örtbas etmek için kılıf üstüne kılıf örüyorsunuz. Çocuklarınızdan da mı utanmıyorsunuz?”

Herkes bir anda donup kalmıştı. Kısa bir süre birbirlerine bakındılar ve Selçuk’un hanımı neler olduğunu sordu kadına. Kadın da olanları detaylarıyla anlattı. Şimdi iki kadın bir olup birlikte yükleneceklerdi kocalarına… Ama öyle olmadı. Selçuk’un hanımı, eşinin anlattıklarının  gerçek olduğunu bir tebessüm eşliğinde anlattı. Kadın hayretler içinde kalmıştı. “Nasıl olur?” dedi. “Ama telefonda kocam “Üzerinde bir şey var mı?” demişti.”  Bu kez erkeklerdeydi gülme sırası. Kadının kocası, “Üzerinde bir şey var mı?” derken kompresör, tamir kiti, stepne gibi kendisini lastikçiye ulaştıracak bir şey olup olmadığını kastettiğini söyledi gülücükler eşliğinde.

Kadın öyle mahcup olmuştu ki yer yarılsa da içine girsem sözü sanki onun için söylenmişti.

O gece kadın, çok hayatî bir ders almıştı. Ön yargının insan ilişkilerine ciddi zararlar verdiğini, delilsiz ve ispatsız konuşmanın ve yaşamanın ahlâkî olmadığını öğrenmişti. O günden sonra şu ayete göre yaşamaya daha çok dikkat etti:

Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini de araştırmayın. …” (Hucurat 12)

Yazarın Diğer Yazıları