SESİN VARKEN KONUŞ, GÜCÜN VARKEN YAP
O gün okuldan kursum olmadığı için biraz erken çıkmıştım. Bu fırsatı değerlendirmek adına Abdulkadir’i arayıp müsaitse birlikte Ömer amcayı ziyarete gitmeyi teklif ettim. Kabul etti. Belirlediğimiz saatte ve yerde buluşup Ömer amcanın evine gittik.
Ömer amca yetmişine ramak kalmış bir Allah kuluydu. Allah en doğrusunu bilir ama sanki onun için yolun sonuydu… Son aylarda bir hastalığın pençesinde kıvranıp duruyordu. Acayip bir şekilde doktorlar tam bir teşhis koyamıyor, türlü tedavi yöntemleri uyguluyorlardı. Maalesef bu tedavilerin ve verilen ilaçların bir yararı olmamış olacak ki o babayiğit adam, bir deri bir kemik kalmıştı. Bize kapıyı açıp içeri buyur ettiğinde dikkatimi, giydiği eşofman takımının içinde kaybolmuş bedeni çekmişti.
Hey gidi Ömer amca hey! Dünya gözüyle seni bu hâlde görmek de vardı. Sana bunu yapan hayat, bakalım bize ne yapacak? “Erzelilumur” ifadesini Rabb’im öylesine kullanmamış kitabında. Hakîkaten yaşlılık, ömrün en rezil çağıymış. Ömer amcaya bakarken bunu bir kere daha anlamış oldum.
Yatağının serili olduğu odaya geçtik. O gün, diğer günlere göre daha iyi olduğunu söyledi. Bu sebepten kapıyı da bize kendisi açmak istemiş. Evde kendisiyle ilgilenenler bize çay ikram ettiler. Çaylarımızı yudumlarken hastalığı hakkındaki son gelişmeleri bize aktarıyordu. Sesi kısıktı ve ağır ağır konuşuyordu.
Bir ara dedi ki: “Sesiniz varken konuşun, gücünüz varken yapın. İşte ahvalim size ayan. İbn Hazm’ın şu sözünü asla hatırınızdan çıkarmayın: “Fırsatlar şimşek gibidir. Görünmesiyle kaybolması birdir.” Gençlik nimettir. Sağlık nimettir. Bu iki nimeti ganimet bilin ve bir gün bu ganimetlerin tükeneceği gerçeğini asla bir kenara itmeyin.”
Ömer amca, bir mücadelenin içinde yetişmişti. Kendini bildi bileli Allah’ın kelamı en yüce olsun diye meydanlarda, konferanslarda, evlerde, hülasa müsait her yerde insanları Allah’ın dinine çağırmış; bu uğurda maddî ve manevî türlü kayıplara uğramıştı. Hatta bu uğurda cezaevine düşmüş, işkence görmüştü. Gençlik dönemindeki hâli, Mustafa Kutlu’nun “Ya Tahammül ya Sefer” eserindeki “Dava delisi Kerim” karakterine çok benziyordu.
Biz kendisini çocukluğumuzdan beri tanırdık ama samimiyetimiz takriben on beş sene evveline dayanıyordu. Onunla oturup çok hasbihâl ettik. Ondan çok istifade ettik. Saatlerce durmadan konuştuğu olurdu ama ne kendisi konuşmaktan usanır ne de bizler onu dinlemekten usanırdık. Etkili bir hitabeti vardı ve muhatabını bıktırmazdı. İnsan psikolojisini iyi tahlil ederdi.
O konuşkan adam, o yerinde duramayan adam şimdi kısık bir sesle zorlanarak konuşuyor ve vaktinin çoğunu bir yatağın içinde geçiriyordu. O gün söylediği şu sözler ne kadar da manidardı: “Ölmekten korkmuyorum. Canın sahibi, emanetini dilediği vakit alır. Asıl korkum amellerimdir. İmkânım olsa da daha fazla salih amelde bulunsam ve insanları salih ameller işlemeye çağırırken ölümle buluşsam. İnsan, kendisine verilen gücü hiç kaybetmeyeceğini sanıyor ama yanılıyor. Gençken, gücüm yerindeyken ölüm çok uzaklarda gibiydi oysa şimdi öyle yakın ki...”
Ziyaretimizden üç gün sonraydı. Abdulkadir aradı. Ömer amcanın vefat ettiğini ve bekletilmeden defin yerine götürüldüğünü haber verdi. Ani bir ölüm değildi onunkisi fakat yine de başımdan aşağı kaynar sular boşaldı sandım. Abdulkadir’le buluşup defin yerine gittik. Bir devri, bir devi, bir mücahidi toprağa verip gerisin geri dönüverdik hayatlarımıza. Defin yerinde duymuştum. Son nefesini verirken bir grup Müslüman’la tefsir dersi yapıyorlarmış. Durumu iyi değilmiş ama ziyaretine gelenlerle ders yapmak istemiş. “De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” ayetini tefsir ederken bir an durmuş. Gözleri bir yerde takılı kalmış ve olduğu yere yığılmış.
İşte özet-i hayat: Bir varmış, bir yokmuş…
Ömer amcanın çok kişinin üzerinde maddî ve manevî emeği vardır. Bana da birçok şey kazandırdı. Hepsini son ziyaretimizde söylediği şu söz özetlemeye kâfi gelir sanırım:
“SESİN VARKEN KONUŞ, GÜCÜN VARKEN YAP”