BİR YOLCUNUN SERENCAMI -5-
Uykuya yenik düştüğüm bir sırada çok özür dileyerek kendisine yol vermemi istedi. “Hayırdır?” diye sorduğumda “Sabah namazı vakti geçiyor.” dedi. O, şoföre doğru ilerlerken arkasından bakıp nefsimi kınadım. Şu otobüste kime sorsan Müslüman olduğunu söyler, ben de dahil ama sabah namazı sanki sadece ona farzmış gibi bir hâlimiz var. Hele ben… Hele ben… Kafasına estiğinde namaz kılan, canı istemediğinde kılmayan ben… Nereye bu gidiş, nereye böyle?
Oturduğum yerden görüp duyduğum kadarıyla şoför durmak istemiyordu. Tam o sırada bir karar verdim ve “Allah’ım!” dedim. “Tevbe ediyorum. Sen kabul buyur. Bundan sonra senin razı olacağın bir hayat yaşamaya gayret edeceğime söz veriyorum. Sen bana yardım et.” Hemen ardından yerimden doğrulup yanlarına gittim. Şoföre namaz kılacağımı, vakit çıkmadan namaz molası vermesi gerektiğini söyledim. Allah’a hamdolsun fazla diretmedi ve kabul etti. İlk tesiste de molayı verdi. Biz inince bizimle birlikte birkaç kişi daha namaz kılmak için indi.
Namazımızı kılıp tekrar yola revan olunca muazzam bir huzurla dolduğumu hissettim. Yol arkadaşımla namazdan, hayattan, oradan, buradan konuşmaya başladık. Bir ara dedim ki: “Dikkat ediyorum da yeryüzünün neresinde bir Müslüman varsa zillet, üzüntü ve sıkıntı içinde… Bu niye böyle?” Yol arkadaşım “Bu durum, Allah'ın kitabına karşı yapılan haksızlıkların neticesidir.” diye cevap verdi ve devam etti:
“Oysa Kur'an ne diyor:
"BİZ KUR'AN'I SANA, SIKINTI ÇEKESİN DİYE İNDİRMEDİK...."(TAHA-2)
Bir kavmin elinde Allah'ın kelamı olacak da bu kavim, dünyada zillete düşecek, aşağılanacak öyle mi? Böyle bir şey asla ve kat'a olamaz.
Bu durum, sadece ve sadece Allah kelamı ellerinin altında olmasına rağmen onun kıymetini bilmeyenlerin başına gelir.
İçinde bulunduğumuz zillet ve eziklikten kurtulmak istiyorsak durumumuzu değiştirmeliyiz. Çünkü Allah buyuruyor ki:
"... MUHAKKAK Kİ BİR TOPLUM, İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMU DEĞİŞTİRMEDİKÇE ALLAH DA ONLARIN DURUMUNU DEĞİŞTİRMEZ. ..."(RAD-11)
Şunu da hatırımızdan çıkarmamalıyız ki Kur'an, HAYATIMIZIN HER ALANINA MÜDAHALE EDER. BUNUN İÇİN DE KİMSEDEN MÜSAADE İSTEMEZ… O, yalnızca namazlarda, belli gün ve aylarda, ölüm döşeklerinde ve kabirlerde hatırlanmaktan çok yücedir.
Onun ayetlerini, sanki bize iniyormuş gibi okumaya, onu anlamaya ve gereklerini yerine getirmeye gayret etmeliyiz. Unutmayalım ki dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamak Kur'an ile mümkündür.
Artık yolculuğumuz bitmek üzere ve güneşin doğuşu, yepyeni fırsatlarla dolu bir günü daha müjdeliyor. Son sözü, sözlerin en güzeli olan Kur'an'a bırakarak noktalayayım:
"EY İNSANLAR! SİZLER ALLAH'A MUHTAÇSINIZ. ALLAH İSE HİÇBİR ŞEYE MUHTAÇ DEĞİLDİR, ÖVÜLMEYE LAYIK OLANDIR." (FATIR-15)
"İMAN EDENLERİN, ALLAH'I ANMA VE O'NDAN İNEN KUR'AN İLE KALPLERİNİN ÜRPERME ZAMANI GELMEDİ Mİ?" (HADİD-16)
Okuduğu bu ayetler, kalbimi ürpertmişti. Kendi kendime “Ey nefsim! Sanırım zamanın geldi. Ürper ve kendine gel.” dedim.
Telefon numarasını istedim. O da benimkini kaydetti. Aynı şehirde yaşadığımız için bundan sonra sık sık görüşmek istiyordum. Babam derdi ki insan, dünya hayatında kiminle arkadaşlık ederse ahiret hayatında da yine o kimselerle arkadaş olacaktır. Öyleyse henüz dünyadayken ve fırsatım varken ahiretime yararlı insanların sayısını arttırmalı ve vaktimi onlarla bereketlendirmeliyim. Zira hesap gününde iyiler, iyilerle birlikte olurken kötüler, kötülerle birlikte olacak… Mü’minler, mü’minlerle; müşrikler, müşriklerle…