Enîs-i ruhum,
Kendini çok yorgun hissettiğini ve sürekli uyumak istediğini söylemişsin. Mutsuzluktandır… Zira mutsuzluk, insanı yorar… Sana gülünç gelebilir, anlamsız gelebilir hatta saçma gelebilir ama ben böyle olduğuna inanıyorum. “Düşünüyorum” demiyorum, dikkat et. “İnanıyorum” diyorum. Hem de ayne’l-yakîn olarak inanıyorum.
Var sen yorgunluğunun sebeplerini başka yerlerde ara. Yüreğine mutluluk dokunmuyorsa daha da yorulmuş olarak gerisin geri döneceksin.
Vaktiyle bir söz okumuştum. Sahibinin adını hatırlayamadığım o söz, tam bir serlevha niteliğindeydi: “HÜZÜN UYUTUR, KAYGI UYUTMAZ.”
Şöyle bir bak etrafına ve kendin söyle; kaygılı, tasalı, endişeli insanların deliksiz uykuları var mı yok mu? Bu insanların uykuya hasret kaldıklarını, uyuyanlara da ne denli imrendiklerini bilir misin?
Yine dikkatli bir gözlem yaparsan –ki bu çoğu zaman çok özel bilgilere ulaşmayı gerekli kıldığından zordur- görürsün ki mutsuz insan, pençesinde kıvrandığı hüzünden kurtulabilmek için uykuya sığınır. Yani, hüzünlü yürek, bedene uyku aşılar.
Acayip bir kombinasyon ama vaziyet böyle… Mutsuz kalp, uyuması için bedene kendi diliyle telkinlerde bulunuyor ve beden de çoğu zaman bu telkinlere uyuyor ve uyuyor. Hüzünlü bir yüreğe sahip olan Cahit Zarifoğlu, bu durumu çok sade bir şekilde şöyle izah ediyor: “İşte bütün eğlencem: Yatıyorum, uyuyorum, kalkıyorum, gidiyorum, geliyorum, yatıyorum, uyuyorum, kalkıyorum…” Mutsuz bir yürekten başka ne beklenir ki? Kendini eğlenceye verecek yahut konferans verecek değil ya…
Enîs-i ruhum,
Kendini çok yorgun hissettiğini ve sürekli uyumak istediğini söylemişsin. Mutsuzluktandır… Bu son ifademi ikinci defa yazdığımın farkındayım. Dalgın değilim, sadece önemine binaen tekrar etmek istedim. Mutsuzsun dostum, mutsuz. Bu yüzdendir ki yorgunsun. Hakîkat bu… Acı verici ama hakîkat bu…
Herkes bir yerlere, bir şeylere doğru koşuyor. Ve herkes mutlu olmak istiyor. Mutluluk için koşuyor herkes. Giyim mağazalarını dolduranlar, işe yarar telefonunu daha üst modeliyle değişenler, arabasını, evini, iş yerini yenileyenler, sevdiğine kavuşmak isteyenler, iyilik edenler, bir dava uğruna can verenler, bir gönlü fethedenler hep sonuç olarak mutlu olmak için yaparlar tüm bunları. Hatta dahasını söyleyeyim. En sadist eylemlerde bulunanlar bile bu hareketlerinin neticesinde bir doyuma, bir hazza ulaşmak adına yaparlar en rezil, en aşağılık işleri.
Hülasa, her kim ne yaparsa mutlu olmak için yapar. Doğruluğunu, yanlışlığını tartışmıyorum. Sadece diyorum ki insan, mutlu olmak için yaşar ve mutlu olmak için çabalar…
Sana ve bana gelince biz, diğerlerinden farklı mıyız sanki. “Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız. / Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.” diyor ya Necip Fâzıl, işte aynen öyleyiz. Sadece kiminin hamuru biraz fazla ıslak, o kadar… Sen de hamuru fazla ıslaklardansın işte, inkâr etme.
Yine de Müslüman olduğumuzu unutmadan yaşamalıyız. Acımızı da yorgunluğumuzu da… Kalplerin ancak ve ancak Allah azze ve celleyi anmakla itminan bulacağı şiarını her dem yüreğine telkin eyle. Zira kalp, telkinlere açıktır. Ve şunu da asla unutma: Kalpler, mutlak güç ve otoritenin sahibi Allah’ın kudret elindedir. O Allah ki kişi ile kalbi arasına girendir. Dilediği kalpten yorgunluğu giderendir. Dilediğine hesap etmeden verendir. Zira O, çok cömerttir…
Vesselam…