Enes Tarım

Yahudi Mistizmi Kabala ve İslam Tasavvufuna Etkisi -2-

Enes Tarım

İslam tasavvufu ile Kabala çok benzerlikler taşır. 

Genel kanı, İslam’ın erken dönemlerinde gerek Mekke ve Medine’de gerekse sonrasında yeni fethedilen beldelerde Müslümanların karşılaştıkları Yahudi mistiklerden etkilendiğidir. 

Yahudi mühtedilerin İslam’la karışması ve onların dini metinlerinin Arapçaya çevirisi bu süreci hızlandırmış, etki alanını genişletmiş, İslami metinler içerisindeki payını farkında olmaksızın artırmıştır.

Bunda belki her iki dinin de semavi sayılışı ve benzer kıssalara temas edişi etken olsa gerek.

İslam tasavvufunun oluşumunda Yahudi mistik inancının rolü büyüktür.

***

İslam tasavvufunda olduğu gibi Kabala da içerisinde çok farklı ritüeller barındırır.

İkisinde de ortak nokta gizem, batınilik ve zühttür. İkisinde de temel slogan şöyledir: “Ekmeğini tuz ile ye, suyunu azar-azar iç, yerde yat, inzivaya çekil, her an tanrıya ulaşmaya miraca yükselmeye çalış…” 

Öyle ki bazı tarikatlar günün önemli bir kısmını ruhi eğitimle geçirirler ve hemen her gün oruçturlar ve hem kabala hem de tasavvufta rabıtaya benzeyen ritüeller ön plandadır. 

Beraberinde kutsal kitapların batıni tefsiri, büyü, sihir, hurufilik, zikir, halvet gibi ritüellerin yaygınlaşması ve münzevi hayatın sistemleştirilmesi gibi esaslar temeldir. 

Mistik birtakım yollarla tanrıdan özel mesajlar alma geleneği yaygındır. 

İslam mutasavvuflarının iddia ettikleri gibi kabalist mistikler de kutsal kitabın zahiri anlamından başka gizli bir anlama sahip olduğunu ve bu mananın ancak özel bir eğitim yoluyla kavranabileceğini savunur.

Şüphesiz kabalanın İslam tasavvufunu etkileyen en önemli düşüncesi, kainatın kendilerinin bereketi sayesinde ayakta durduğu gizli veliler hiyerarşisidir. 

Diğer benzerliklerden biri “harfler ilmi” dir. Hurufilik denilen bu benzerlik tasavvuf tarihinin başlangıcında Yahudiliğin müslümanlar üzerindeki tesirini şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.

İslam Hurufiligi, Kur’an’nın zahiri anlamından baska batıni anlamları oldugunu iddia ederken Yahudi Kabalası da Tevrat’ın batıni anlamları olduğunu iddia eder. 

İslam hurufiliği 28 Arap harfini kutsal kabul ederken Yahudi kabalizmi de ibrani alfabesindeki 22 harfin derin, mistik anlamları üzerine kuruludur.

Yine benzerliklerden biri de eski İsrail peygamberlerinin kıyafetlerinin, süfilerin giydiği giysilere benzeyişidir. Yanısıra, süfilerdeki şeyhin hırka giydirmesi de esasen İsrail mistiklerin bir uygulamasıdır. Kadim İsrail evliyasında da üstad müride hırkasını bağışlar ve böylece mürid mistik yola girmiş olurdu. 

Yine bir başka benzerlik genel ibadetlere ilaveten, gece ibadet edip, gündüz de oruç tutmanın ehemmiyetidir. Bununla birlikte kabalacı zahidlerin benimsediği en etkili ibadet yalnız başına gerçekleştirilen tefekkürdür ki, islam süfilerinde de “halvet” denilen önemli uygulamalardan biridir. Beraberinde her iki dinin tasavvuf boyutunda gökte ve yerde birtakım gizli varlık ve kuvvetlerden istifade yollarına ulaşma isteği vardır. 

Diğer yandan süfiler de bazı kabalistler gibi bekarlığı savunmuşlar ve evlilikle aile mesuliyetlerinin manevi muvaffakiyet için bir engel olduğunu düşünmüşlerdir.

Her iki mistik düşünce dekutsal kitabın görünür anlamından başka daha derin manalar taşıdığını savunur. Bu konuda çok hadis uydurulmuştur. Hz. Ali’den: “ Kuranın zahiri, kullara emredilen ameldir… Batını ise gizli ilimdir… (1) rivayeti yüzlerce uyduruk rivayetten sadece biridir…  

***

İslam ve Yahudi mistizminin belki en önemli ortak argümanı vazifeleri kainatı dengede tutmak, korumak muhafaza etmek olan velîler kültüdür. 

Yahudilikte Saddik, İslam tasavvufunda da veli denilen bu kişiler her asırda var olan bir manevi seçilmişler topluluğudur.

Yahudi geleneğine göre, her dönem kainatta kmsenin bilmediği tanımadığı gizli kendini belli etmeyen 36 saddîk vardır. (2) 

“Dünya ne üzerinde durmaktadır? Tek bir direk üzerinde ve şu sözde geçtiği gibi onun adı saddîktir: ‘Bu erdemli kişi dünyanın dayanağıdır”  (3) 

Talmud’da yer alan çok sayıdaki kıssa, her şeyi bilmeleri, aynı anda birden fazla yerde bulunabilmeleri, felaketleri önleyebilmeleri ve özellikle de yağmur yağdırma gibi hususlarla alakalı durumlarda kerâmet gösterme v.b. bizim kültürdeki velîlere lütfedilen özelliklere dair örnekleri barındırmaktadır.

Yaygın bir Talmudik geleneğe göre tarih boyu tüm yaşayan tüm nesillerde İbrahim’e benzer en az otuz erdemli kimse mevcut bulunur: “Babamız İbrahim’e benzeyen 30 saddik olmaksızın dünya var olamaz…” (4) 

Aynı inanç islam sufizminde de vardır ve “Velî” denilen bu olağanüstü kişilere zor zamanlarda tevessül edilir, onlar uzun bir ömür sürerler, kerâmet gösterirler, zaman ve mekân sınırlarını aşarlar. 

Mâlik b. Enes e atfedilen bir hadiste şunları okumaktayız: “Benim ümmetimin velîlerinin sayısı kırktır… Her ne zaman bunlardan biri vefat edecek olsa bir başkası onun yerini doldurur.” (5) 

Mutasavvıfların delil aldıkları başka bir hadiste hakim Tirmizî şöyle demektedir: “Allah nebîsinin ruhunu kabzettiğinde, onun ümmetinden kırk sıddık ortaya çıkar… Onlardan biri öldüğünde yerini bir başkası alır. Onların sayıları tükenip dünyanın sonu geldiğinde Allah bir velî gönderir… yeryüzü onlarla ayakta durmakta ve yağmur onlar sayesinde yağmaktadır.” (6) 

Hadislerde işaret edilen bu kişiler, aynı zamanda gavs olarak da isimlendirilen kutublardır. 

Fütuhâtü’l-Mekkiyye’ de İbnü’l-Arabî, yaklaşık 80 kişilik bir manevî seçkinler (havâs) sınıfından söz ederek: “ Her nesilde, Peygamber’in temsilcisi olan ve Kutub olarak bilinen şahıslar mevcut olmaksızın dünyanın ayakta durması mümkün değildir...” der. (7) 

Tasavvufi metinler “Velîler Meclisi” olarak da bilinen bir yapıdan bahsederken aynı meclis Yahudi geleneğinde de “Habûrat ha-saddikîm” olarak geçmektedir. 

***

Hülasa, ”Batıni mutasavvıflar İslamın Kabalistleridir” diyebiliriz. 

İslam tasavvufu ile Yahudi mistisizmi arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur ve Yahudi mistizmi olan kabaladan İslam sufileri büyük oranda etkilenmişlerdir. 

O yüzden İslam tasavvufu Kabaladan derin izler ve büyük benzerlikler taşır. 

İslam mizstizmindeki büyü ve tılsımdan tutun da hurifiliğe kadar, keramet ve mucizeden tutun da ilhama kadar, gelecekten haber almadan tutun da kainatı ayakta tutan veli inancına kadar daha yüzlerce hurafenin, batıl bilgi ve inancın, tahrifin, saçmalığın kaynağı Kabala mistizmidir.

Bunun dinler arası ilişki ya da Yahudi kökenli mühtediler aracılığı ile İslam'a girmiş olması yüksek olasılık. Müslüman mutasavvıflar semavi din olma kardeşliği üzerinden olsa gerek Yahudi mistik metinlerden beslenmeyi ve  yaygınlaştırmayı mahzurlu görmediler…

Öyle yada böyle dine katılan her bir hurafe ve bidat sahih tevhid dininin bir gerçeklik tanımını kapatmakta, örtmekte ve tahrif etmektedir. 

Din adına beyni Kabala öğretileri ile sulanmış mistik meczup dindarlar ele avuca gelmez iddia ve ritüellerle dindarlık adına ortalıkta dolaşmakta, saçma sapan hikaye ve anlatılarla zihinleri bulandırıp durmakta…

İslam dünyası yüzyıllardır bu uyduruk sufi menkıbe, keramet ve mucize masalları ile uyutulduğundan hayatın gerçekliğinden ve dinin akletmeyi emreden gerçekliğinden çok uzak bir yaşama mahkum edilmiştir…

Selam ve dua ile…

Notlar:
(1) (Şehristani, Mefatihul Esrar)
(2) (Yusuf Basalel, Yahudilik Ansiklopedisi, III, s. 746-747)
(3) (Proverbs-Süleyman’ın meselleri)
(4) (Gen. Rabb. 35:2)
(5) (Yafii, Ravzur Reyahin)
(6) (Hakim Tirmizi, Kitabu Hatmil Evliya)
(7) (Muhyiddîn İbni Arabî, Fütuhâtül Mekkiyye)

Yazarın Diğer Yazıları