Vasat olmak
Enes Tarım
Araplar vasat kelimesini kullandıklarında; “doğru olmak, hayırlı olmak, iki taraf arasında ortada bulunmak” gibi anlamlardan birini kastediyorlardı.
Yani iki uç arasında denge eşitlik bir tarafın diğer taraf karşısında aşırı olmaması ifrat ve tefritten kaçınmak ne aşırı gitmek ne de ihmal etmek…
Orta yolu tutmak…
En faziletli en doğru en kaliteli en mükemmel yani ideale en yakın olanı tercih etmek seçmek.
Aşırı olmamak, iki ucun ortasında olmak…
***
“Vasat” kelimesinin Kuran’da geçtiği yerlere baktığımızda: “Böylelikle sizi dengeli, ölçülü (vasat) bir topluluk kıldık.” (Bakara, 143) ayeti genel olarak Allah sizi adaletli, dengeli, hayırlı bir topluluk kıldı anlamında tefsir edilmekte.
Yani Müslümanlar aşırı giden ya da dini vecibeleri hafife alan dinlerini ihmal eden ehli kitap gibi değildirler.
Bu konuda Kuran ifadeleri çok serttir: “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını rab olarak kabul ettiler.” (Tevbe, 31)
Allah ehli kitabın bu aşırılıkları karşısında Müslümanları dengeli, mutedil ve aklıselim bir toplum olmaya çağırmakta.
O halde istenilen şeyden fazlasını yapmak ifrat, azını yapmak ise tefrittir. İfratın ve tefritin her türlüsü yoldan sapmadır.
Hayırlı olan, işin iki ucun arası olmak, ortada bulunmak, vasat olmaktır.
***
Sahabe Hz. Peygamberi dolayısı ile Kuranı en iyi anlayandır.
Onlar Rasulullahı dinlemiş, emrettiklerini yapmış, yasakladıklarından kaçınmış, onun uygulamalarına tabi olmuş seçkin bir topluluktu.
Vasat olma hususunda da en iyi örnek onlardı.
Kuran onları kötü örnekler üzerinden tahkim ediyordu:
“De ki: Ey Kitap Ehli dininizde haksız yere haddi aşmayın. Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın.” (Mâide, 77)
***
Hz peygamber bedevi bir toplumu kirlerinden temizleyerek kabileci putperest ruhlarını arındırmış tekâmülün zirvesinde bir nesil ortaya çıkarmıştı.
Ancak İslam alemi onun ölümünü müteakip kısa zamanda tekrar o lanetli kabileci, dünyaya tapan o ruhu yeniden kuşandı.
Öyle ki bidatleriyle, aşırılıkları ve fitneleriyle bir yığın fırka zuhur ederek itidalden uzaklaşıldı.
İslam coğrafyası her yüzyıl dünyaya olan meylini ve koşusunu devam ettirdi.
İslam toplumları sapkınlıklar, fitne ateşleri ve mezhep savaşlarından kaynaklanan acılara, tükenişlere sahne oldu.
Ve bugün de bizler ifrat tefrit anlamında seleflerimize uyup dünyaya meylimizi onlar gibi sürdürüyoruz.
Beraberinde yine aynı onlar gibi taassup sahibi ve katıyız.
Her geçen gün mutedil olandan vasat olandan uzaklaşarak ifrat ve tefritin zirve yaptığı, aşırılığın iyice belirginleştiği, kin ve nefretin haddinden fazla arttığı zamanlara doğru yürüyoruz.
Bunun kökeninde şüphesiz kitabın buyruklarına kulak asmamak, vasat olandan uzaklaşma kararlılığımız var.
***
O halde bugün için ilk önceliğimiz vasatiliğe dönüş olmalı.
Yaşadığımız toplumlarda insanlarla akrabalarla komşularla ilişkilerimizde itidal sınırlarını aşmadan vasat olanı yakalamak zorundayız.
Hülasa, vasat yol sıratı müstakimdir.
Ve mutedil düşüncenin neticesidir...
Selam ve dua ile…