Enes Tarım

Nimetlerle Şımarmak

Enes Tarım

Karun şımarık biriydi.

Musa’nın kavmindendi. 

Rabbi ona öyle nimetler, öyle hazineler vermişti ki mülkünün anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. 

Öyle ki tüm bunlar onun şükrünü artıracağına böbürlenişini artırmıştı. 

Onun bu şımarıklığını gören kavmi kendisine şöyle demişti: 

“Şımarma! Allah şımaranları sevmez! Allah’ın sana verdiği bu servetle ahiret yurdunu kazanmaya çalış. Dünyadaki nasibini de unutma. Allah sana nasıl iyilik ettiyse, sen de başkalarına iyilik et. Yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışma. Allah fesatçıları sevmez…” 

O ise kendisine verilen nimet ve refah karşısında kendini müstağni görüp: 

“Ben o serveti kendi bilgimle kazandım…” diyerek böbürlenerek geziyordu…

Bilmiyordu ki Allah, kendinden çok daha güçlü ve taraftarı kendisinden daha fazla nice şımarık mütekebbiri helak etmişti. 

“Zaten günahkârlardan günahları sorulmaz bile... “ 

***

Dünya hayatını arzulayanlar: 

“Karun’a verilen keşke bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı adam…”  diyordu bu gücü ve saltanatı gördükçe.

Bilenler ise: 

“Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği sevap daha değerlidir. Bu mükâfata ise ancak sabredenler kavuşur…” dediler. 

Sonunda Allah onu da, sarayını da yerin dibine geçirdi. 

Allah’a karşı kendisine yardım edecek hiç bir kimseyi de yanında bulamadı. 

Zaten kendisi de kendini savunup kurtaracak durumda değildi…”

Karun’un hayatı kendini beğenip böbürlenenler için sayısız derslerle dolu.

O servetine güvendiği, böbürlenip gururlandığı için servetiyle birlikte yerin dibine geçti.

***

Kuran’da Karun’un aksine kendisine değer verilen, örnek bir şahsiyet olarak bahsedilen isimlerden biridir Lokman…

Onun ne zaman ve nerede yaşadığı, nerede öldüğü, hangi milletten olduğu ya da ne ile meşgul olduğunu bilmiyoruz. 

Çünkü Kuran bunların üzerinde durmaz. 

Rabbimizin katında bizlere yarayacak bilgi bunlar değil; bilakis insanoğlunun hayatına yön verecek değerlerin neler olduğudur önemli olan...

Lokman, Karun’un aksine bize çağlar ötesinden oğluna yapmış olduğu nasihatlerle anlamlı mesajlar verir.

 Kuran, onun nasihatlerini bize aktarır ve örnek almamızı ister.

O, oğluna yürüyüşünden ses tonuna kadar, nasıl davranması ve konuşması gerektiği hususunda öğütlerde bulunur: 

“Büyüklük taslayarak insanlardan yüz çevirme…” 

Ayetin Arapça metninde geçen “sar” kelimesi; develerin boyunları ile ilgili bir hastalığı anımsatır. Develer bu hastalığa tutulduğu zaman, boyunları yukarıya kalkık olarak hep bir noktaya, bir tarafa bakmak zorunda kalır. 

İşte, Lokman oğlundan, bu hastalığa tutulmuş bir deve gibi yapmayıp, konuşurken yüzünü insanlara alaka ile çevirmesini ve onlara karşı asla kibirlenmemesini ister. 

Yürüyüşüne bile dikkat edip, nasıl yürümesi gerektiğini öğütler: 

“Yeryüzünde kibirlenerek yürüme! Şüphesiz ki, Allah büyüklük taslayan ve övünen kimseleri hiç sevmez. Yürüyüşünde tabi ol!”  

Bu yürüyüş, her türlü yapmacıktan uzak, tabii bir yürüyüştür. 

Ne bir gurur ve kibir gösterişi içinde, ne de acizlik, takva yahut tevazu gösterişi içinde yürünecektir…

O, oğluna yürüyüşle ilgili öğüdünü yaparken, Allah’ın büyüklük taslayan ve kendisiyle övünen kimseleri sevmediğini hatırlatmak suretiyle bu kötü huydan uzak durmasını teşvik eder. 

Çünkü kibir ve kendini beğenme, bütün iyilikleri yok eden büyük bir afettir. 

Nitekim Şeytan kibri sebebiyle kâfir olmamış mıdır? 

Bu sebeple, Rabbimiz Kuran’da kendisiyle övünen kimseleri sevmediğini müteaddit yerlerde belirtmiş; Nebi de şöyle buyurmuştur: 

“Kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan kimse Cennet’e giremez…”

Lokman’ın oğluna olan öğütlerinin sonuncusu ise, insanlarla konuşurken sesini lüzumundan fazla yükseltmemesi ile ilgilidir: 

“Sesini de alçalt! Çünkü seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir…” 

Şüphesiz bu, lüzumsuz yere yüksek ses tonuyla konuşmanın çirkinliğini anlatan nefis bir benzetmedir. 

O halde insan, bu kötü duruma düşmemek için konuşurken ses tonuna dikkat etmeli ve sanki bir sağıra sesleniyor gibi sesini çok fazla yükseltmemelidir…

***

Etrafımız, servet yaptıkça kendini müstağni görmüş, ilmi arttıkça kibirlenmiş, bir parti ya da cemiyette üst yönetimlere geldikçe şımarmış insanlarla dolu…

Onları görürsünüz, hissedersiniz… 

İyiliklerinde hep riya vardır… 

Tevazu göstermeye çalışırlar ama değildirler. 

Onlar asla memnun kalmaz, asla tatmin olmaz! 

İstedikçe ister yığdıkça yığar servetleri ve makamları ile şımarıp dururlar…

Rablerinin kendilerine imtihan olarak verdiği nimetler ve makamlarla şımarıp dünya hayatının ışıltılı, cezbedici güzelliklerinin geçici olduğunu anlamazlar…

Hayatın sonsuz olduğunu sanarak kendileri dışında herkesi yok sayı ebedi yaşayacak ölmeyecek gibi Allah’ın arzında salınıp dururlar.

Ellerindeki nimetlerin bir imtihan vesilesi olduğunu bilmeyen, dünyaya tapınan bu her kasıntı şımarık tipin Allah katında hiçbir değerlerinin olmadığını anlayacaklar bir gün vardır mutlaka.

Kitapları soldan verildiğinde de şaşırıp bakakalacaklar…

Veyl olsun bize diyecekler. 

Biz gerçekten kaybedenlerdenmişiz…

Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları