Enes Tarım

Milli Din Ve İslamcılık

Enes Tarım

1945 sonrası çok partili siyasî hayata geçildiğinde önceki yıllara göre daha ılımlı bir siyaset izlenmişti devletçe.

Tek parti döneminde baskı yaşayan dindarlar bunun rövanşını 1950 seçiminde CHP iktidarını sandığa gömerek almıştı.

Bu bir anlamda ulus eksenli yaşanan dini millileştirme çabalarına da bir darbe idi. 

Batılı değerlerin bir karmasıydı dayatılan. 

Biraz laik, biraz milliyetçi ve çokça da batıya öykünmeci…  

Özellikle ezanın Türkçe okunması ve Kur’an eğitimine sınırlama getirilmesine toplum müsamaha göstermemiş direnmişti.

Refleks olarak pasif bir direniş gerçekleşmiş ve Müslümanlar devletin dini politikalarına mesafeli durmuştu. 

Yeni milli bir din oluşturma çabaları halkın devlete yönelik düşüncelerini derinden sarsmış ve sessiz itirazlarla bunu reddetmişti. 

Yeni bir kimlik oluşturma çabası marjinal kesimler tarafından benimsenip alkışlanırken; toplumun geneli bunu özümsememiş; toplum bu yeni din anlayışına ve dini kurumlara kuşkuyla bakmıştı. 

Nitekim çok partili dönemle birlikte dayatılan milli din arayışı ritüeli tarihin çöplüğüne atılmıştı...

***

Şunu ifade etmek gerekir ki, çok partili dönem sonrası halk ile iktidar arasındaki uyumsuzluk bir ölçüde azaldı.

Bunda halkın kendi temsilcisi olarak gördüğü siyasilerin önemi büyüktü. 

“Tepeden inmeci değil halkın içinden çıkmış siyaset adamı” imajı tuttu ve bu çabada Menderes, Ecevit, Demirel, Erbakan gibi mütevazı liderlerin rolü büyük oldu.  

Toplumun nispeten kendini özgür hissetmesi ve iktidarda kendi desteklediği siyasal aktörleri görmesi, onların devlete ve politikalara olan karşı duruşunu değiştirdi. 

Resmi din anlayışı ile bir ölçüde barışıldı. 

Kur’an mealleri ve tefsirler basıldı, temel İslami kaynak çevirileri yapıldı ve imam hatipler çoğaldı.

Diyanetin faal hale gelmesi, cemaatlere biraz daha örgütlenme toleransı tanınması, ilaveten Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli gibi Anadolu mistik anlayışının bizzat resmi destek görmesi bunu biraz daha pekiştirdi. 

Ancak tüm bunların dışında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de asrı saadet özlemi duyan İslami bir devrime inanan taviz vermeyen uzlaşmayan siyasetten uzak duran bir kesim belki biraz da küresel konjonktürün yardımı ile güçleniyor radikal İslamcılık düşüncesini büyütüyordu.

Bu durum devletin tedirginliğini artırarak milli güvenlik konseyinin düşman tanımlamasında ilk sıraya çıkacak derecede gelişti, büyüdü, mevcut rejime alternatif bir niteliğe büründü. 

Ve Ak Parti iktidarına değin radikal İslamcılık düşüncesi farklı camialar, cemaatler, topluluklar tarafından ülkenin bir numaralı gündemine oturarak devleti/rejimi tedirgin edecek derede katlanarak kartopu misali yuvarlana yuvarlana büyüdü durdu.

***

28 Şubat post modern darbesi İslamcılar için büyük bir kuşatma anlamında idi ve bin sürmesi bekleniyordu. 

Böyle bir kuşatılmışlık anaforu içerisinde İslamcılara özgürlük vadeden Ak Parti iktidarı doğdu.

Bu gebelik ve doğuş esnasında Türkiye İslamcılığı en kötü günlerini yaşıyordu. 

Muhafazakâr insanlar orduevlerine kabul edilmiyor, basın mensupları başbakanların uçağına alınmıyor, kahrolsun şeriat yürüyüşleri yapılıyor, başörtülü kızlar ikna odalarında ecel terleri döküyor, bazı cemaat ileri gelenleri demir parmaklıklar arkasında ağırlanıyordu.

Büyük bir kaos ortamı söz konusuydu ve bunun uzun yıllarca sürmesi öngörülmekteydi.

İşte böylesi bir ortamında Milliyetçilik, İslamcılık ve yerellik vurgusunu ön plana çıkararak doğdu Ak Parti.

Ve bunalan İslami kesimlere bir soluk olması beklentisi ile tarikat ve cemaatlerce de büyük bir fanatizmle benimsendi. 

Bu benimseyiş 19. yy sonrası tüm dünyada devletleri etkisi altına alan ulusalcılık düşüncesinin radikal kesimlerce kabulünü doğurdu.

Ak parti iktidarı cumhuriyetin ilk yıllarında İslamcılar tarafından baskıcı politikalar yüzünden dışlanmış, benimsenmemiş olan devletin “Milli Türk İslamı” politikası ilk defa benimsendi kabullenildi.  

Arap ülkelerinde de Baas örneği, milli din anlayışını evrensel olan dinden milli bir dine döndürme çabasıydı ve bu ülkemizle birer ortak arayıştı.  

Hülasa “Türk İslamı” anlayışı büyük başarı yakalayamamış olsa ve yüzyılın sonlarına kadar sadece bazı milliyetçi gruplar ve fırkalarca benimsenmiş olsa da bu durum 21. yüzyılın başlarında Ak parti ile büyük değişime uğradı.

Devletin dindarlara karşı olan uzlaşmaz tutumu cemaatleri o güne kadar devletten ve resmi din tezinden uzak tutmuştu.

Kur’an ve Sünnet’in bağlayıcı referansı etrafında Müslümanların moderniteye meydan okuma girişimleri Ak partinin “Ulusalcı İslam” dayatmaları karşısında İslamcıları ümmetçi saiklerden millici saiklere evrilme noktasında esir aldı.

Ve ilginçtir İslamcılar Ak Parti iktidarı ile tüm ilke ve hedeflerinden vazgeçerek bu güdük muhafazakar ulusal İslam ideolojisini benimsedi sahiplendi akideleştirdi.

Vizyonsuzluk, ilkesizlik ve dünyevilik üçgeninde yüzyıllık hedeflerinden vazgeçerek kıytırık bir milli bir din anlayışında karar kıldı.

Heyhat…

Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları