Mealler kitabın aslı değildir
Enes Tarım
“Resulullah (sav)’a vahiy inince o onu önce erkeklere, akabinde de kadınlara okurdu. Sonra bir vahiy kâtibini çağırır ve onu yazdırırdı. Yazma işi bitince kâtibe “yazdığını oku” derdi.” İbni İshak
Nebi nüshaları çoğaltır ve onları Müslümanların evlerine dağıtırdı.
Onlar önce nebinin, sonra da onun izin verdiklerinin yanında Kuranı tedris ederlerdi.
Sahabeye, Kuran’ı ezberlemeleri, her gün namazlarda birkaç defa onun tilavetini tekrarlamaları tavsiyesinde bulunurdu.
Yeni ayetler indiği zaman hep aynı şeyi yapardı.
Her defasında böyle yapıyordu.
Medine’ye hicret edince her Ramazan ayında, o zamana kadar inmiş olan bütün Kuran’ı sesli olarak açıktan okumaya başladı.
Sahabe önceden yazdıkları Kuran nüshalarını getiriyor, tertibi düzelttikleri gibi kelimeleri de düzeltiyor ve bu yapılan iş “arza” diye isimlendiriliyordu.
Resulullah hayatının son Ramazanında Kuran’ı iki kere okumuştur…
***
Nebinin vefatından sonra Ebu Bekir Kuran’ın, mushaf (kitap) halinde yayınlanmasını emretti.
Sonrasında ise Osman’ın hilâfeti zamanında mushaflar çoğaltıp çevre beldelere gönderilmeye başlandı.
Onlardan şu anda bir nüsha İstanbul’da, bir adet Taşkent’te, bir tanesi de Londra İndia Offica kütüphanesinde bulunmaktadır ki onlar (İngilizler) bu nüshayı, 1857’de işgal ettikleri zaman Dehli’ deki Moğol sultanlarının kütüphanesinden gasp etmişlerdir.
***
Tercüme, “bir dildeki sözün manalarını, diğer bir dile aktarmaktır”.
Kur’an’ın Arapça dışındaki dillere tercümesi, Nebinin döneminde başlamış ve geçen asra kadar en ufak bir itirazla karşılaşmamıştır.
Kuran’ı ilk tercime etmesi Selman Fârisî’ye aittir: “Bazı İranlılar Müslüman olunca, Selman Fârisî’den Fatiha suresini kendileri için Farsça ’ya tercime etmesini istediler. Onlar, dilleri Arapça ’ya yatkın hale gelinceye kadar bu tercümeyi okuyorlardı. Selman’ı Fârisî, yaptığı bu tercümeyi Nebî’ye sundu; Resulullah ise onu bundan menetmedi. Akabinde o da bu tercümeyi İran’a gönderdi. (Muhammed HAMİDULLAH /Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi)
***
Bugün Kur’an’ın çoğu dilde tercümesi bulunmakta ve her dilde birden fazla tercüme var.
Ve ister Arap dilinde olsun ister farklı bir dilde, mushaf çoğu kez farklı anlaşılıp yorumlanmakta.
Milyonlarca insan birbirleriyle çelişen uygulamalarına aynı kitabı referans gösterip durmakta…
Bu normal midir?
Kur'an, ilim sahibi olan, üzerinde ihtisas yapan alimlerce bu kadar üzerinde ihtilaf olan bir kitap olunca, yani yeteri derecede anlaşılamayınca, normal sıradan okuyucular nasıl anlaşılacak?
***
Biz biliyoruz ki, en basit bir kitap dahi başka bir dile çevrildiğinde bir anlam kaymasına uğramaktadır.
Kur'an gibi bir kitabın ise anlam kaymasına uğramadan başka bir dile tercüme edilmesini beklemek aslında normal sayılmalı.
Dil İnsanların düşüncelerini ifade edebilmek için geliştirdikleri sembollerin adıdır.
Her dil bir süreç içerisinde oluşmakta ve anlam kazanmaktadır.
Aynı kelime başka bir dilde dahi bulunsa da anlam farklılıkları olabilmekte…
Bu farklılık ister istemez tercümelere de yansımakta.
Bunun içindir ki Kur'an mealleri Kur'an olarak isimlendirilmez sadece "Kur'an Meali" olarak isimlendirilir.
Bir mealin doğru anlamlandırılabilmesi için o meali yazanın hem Arapça dil kurallarını çok iyi bilmesi gerekir hem de çevirdiği kendi dilini...
Bu iki dili çok iyi bilmesinin yanında iki dilin içinde oluşup geliştiği iki kültürü de çok iyi bilmesi gerekir.
Aksi durumda dil açısında olmasa da anlam açısında farkında olmadan çok büyük hatalara yol açabilir.
Kur'an'ı okuyan birçok insan, hala onu yanlış anlıyorsa, bunun temel sebebi Kur'an'ın anlaşılamayacak bir dile sahip olmasından değil…
Bilakis yorumcuların Kitabın inzal olduğu ortamı, o günkü dilin dilbilgisi kurallarını, resulün yaptığı tefsiri bilmeyip, mecaz ayetlerin çoğuna zahiri anlamlar yüklemleri ya da tarih içerisindeki sapkın batıni yorumları bugüne doğrudan yansıtmalarıdır…
“Doğrusu o (Kur´an), takva sahipleri için bir öğüttür…” (Hakka 48)
Selam ve dua ile…