Eğitim şart!
Enes Tarım
Bir Japon turist İstanbul’da geçirdiği bir haftanın sonunda bizimle ilgili izlenimini şöyle anlatıyor:
“Türkiye’de kim olursa olsun evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar.
Siz oturmadan kimse oturmuyor.
Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor.
En iyi yere sizi oturtuyorlar.
Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor.
Zorla her yemekten tattırıyorlar…
Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor.
Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor.
Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor.
Kumandayı elinize veriyorlar.
Sırtınıza, altınıza yastık konuyor.
Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor.
Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar.
Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyorlar…
Sonra evden çıkıyorsunuz…
Bir de bakıyorsunuz aynı adamlar 180 derece değişivermiş.
Herkes arabasını üstünüze sürüyor.
Kimse diğerine yol vermiyor.
Kornalar, küfürler…
Şerit değiştirmek bile mümkün değil…
Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz.
Evde böyle misafirperver ve çok saygılı iken dışarı çıktıklarında nasıl bu kadar değişiyorlar?
Bu işi çözemedim!”
***
Büyük bir imparatorluktan geliyoruz…
O yüzden olsa gerek kültürel kodlarımız diğer dünya milletlerinden çok daha yüksek.
Kişisel reflekslerimiz, sosyal ilişkilerimiz ve teknik becerilerimiz diğer milletlere göre çok daha fazla…
Bunda büyük bir kültürel bakiyeden geliyor oluşumuz çok etken…
Ancak nedense hızla ilerleyen, gelişen ve büyüyen bir dünyada tüm bu genetik özelliklerimiz bizleri gelişmiş bir toplum kılmıyor.
Gelişmiş toplum olmak, kültürel bağların sıkılığından ya da gelenek ve ananelere bağlılıktan kaynaklanmıyor.
Bilgi toplumu olmaktan, eğitim sistemini oturtmaktan ve insanını anaokulundan itibaren sağlam bir eğitim müfredatı ile donatarak büyütmekten geçiyor…
İnternet ya da bilgisayar kullanımının belli bir düzeye gelmiş olması, cep telefonu kullanımında diğer ülkeleri sollamış olmamız ve teknolojik ürünlerin günlük hayatımızda yaygın bir biçimde yer alıyor olması bizi gelişmiş kılmıyor.
Gelişmişlik düzeyi o ülkede yaşayan toplam nüfusun mutluluğu, sağlığı ve güvenlik içinde yaşıyor oluşuyla ölçülüyor.
Ekonomik gelişmişlikle de değil…
Ekonomik büyüme sadece güç sahiplerini mutlu edebilir…
***
Pekâlâ, bir ülkenin toplum refahı ve gelişmişlik düzeyi nasıl anlaşılır?
Şöyle ki:
“Eğer ülkede polis, asker ve güvenlik görevlisi sayısı az ise ve gün geçtikçe de bu sayıda azalma oluyorsa, o ülkede suç oranı azalıyordu ve bu olumlu bir gelişmedir.
Ülkede ceza ve tutuk evleri (hapishane) sayısında azalma oluyor, yenileri inşa edilmiyorsa suç eğilimi azalıyor demektir.
Bir ülkede adliye sarayları yapmaya ihtiyaç duyulmuyorsa, bu orada görülecek davalarda azalma olduğunun göstergesidir.
Bir ülkede icra dairelerinin sayısı artmıyor azalıyorsa, orada insanların gelir düzeyleri iyidir ve her türlü ihtiyaçlarını karşılıyor demektir.
İnsanların huzurlu olduğunu gösteren en belirgin diğer bir kıstas, ülkedeki hastane, sağlık kurumu sayısıdır.
Eğer sağlık kurumları çalışanları gün boyunca çok az sayıda hasta ile karşılaştığı için sıkılma noktasına gelmişse orada insanlar huzurlu olduğu için sağlıklıdır, hastaneye ihtiyaç duymuyordur.
Diğer bir ifade ile ülkenizde sürekli kolluk kuvveti sayısı artıyorsa, yeni ceza ve tutuk evleri açılıyorsa, icra daireleri ve adliye sayısı artıyorsa, hastane sayısı artıyorsa o ülkede mutlu olma şansını çok ama çok azdır.
Hele bunlar artıyor diye o ülke halkı alkış tutuyor, seviniyorsa durum daha da vahim bir hal almıştır.
O halde gelişmiş toplum olmanın en önemli yolu eğitime ayrılan bütçenin diğer tüm bütçeleri katlamasıdır.
Eğitimli bir toplumda suç oranı düşük, sağlıklı insan sayısı fazla, dolayısıyla toplum mutlu, sağlıklı ve güven içerisindedir…
Selam ve dua ile…