Duyarsızlık yükselirken
Enes Tarım
Sıkıntılıyken, üzüntülüyken, zor zamanlar yaşarken insan daima etrafında dostlarının olmasını ister.
O yüzden bu üç gün süren taziye kültürümüz güzel bir adet galiba.
Sizi düşünüp gelerek yanınızda az da olsa oturan acınıza ortak olmaya çalışan bir ihtiyacınız olup olmadığını soran dost ve arkadaşların olması insanın acısını hafifletip biraz da olsa rahatlamanızı sağlıyor.
Dostların ziyareti onlarla konuşup meşgul olmanızı ve dikkatinizin acınız üzerinde yoğunlaşmamasını sağlayarak normal yaşama daha kolay dönmenize vesile oluyor.
Oysa tam tersi olsa yani acılarınız ya da bir takım zorluklarınız karşısında kimsecikler sizi arayıp sormasa…
İnsanoğlu için çevresindekilerin kayıtsızlığı ne kadar kötü değil mi?
Tanıdıkların, dostların arkadaşların ya da komşuların acı ya da üzüntüyü paylaşmaması, önemsememesi insana kötü hissettirir şüphesiz.
Üzüntülerin paylaşılmadığı topluluklara toplum demek mümkün müdür?
Umarsız insanların bir arada yaşadığı bir toplum ne kadar ayakta kalabilir üyeleri ne kadar ne de birbirine bağlanabilir?
Böyle toplumlarda büyüyen çocuklar yetişkin olduklarında zor zamanlarda bir arada olmak, fedakârlık nedir bilebilirler mi?
Böyle bir toplumda dostluk, kardeşlik arkadaşlık duyguları gelişebilir mi?
***
Ne yazık ki, batı toplumlarının müptela olduğu bu umarsızlık durumu bizim toplumlarımızda da yaygınlaşmaya, kanıksanmaya başladı.
İnsanlar artık eskisi kadar birbirini aramıyor sormuyor dertlerini paylaşmıyor birilerine yardım etmek istemiyor.
Galiba kınadığımız başımıza geliyor; her konuda adım adım o soğuk toplumların duyarsız ruh haleti bizleri de sarıp sarmalıyor.
Örf adet kültür ve geleneklerimiz değişiyor biz farkında olmadan.
Artık ne sebeple olursa olsun rahatımızın bozulmasını istemiyoruz.
Çevremizde yaşanan sıkıntılara müdahale etmek için ahlaki bir sorumluluk hissetmiyoruz.
Diğerkâmlık yani kendi çıkarını düşünmeden, dışarıdan bir ödül beklemeden hatta bazen kişisel bir bedel ödeyerek başkalarının çıkarını ve iyiliğini düşünme hasletimiz maalesef azalıyor.
Ferdiyetçiliğin güçlendiği bir çağda yaşamak toplumsal sorumluluk duygumuzu zayıflatıyor…
***
İslam toplumlarının en büyük özelliklerinden biri insani ilişkileri yoğun olmasıdır.
Bunu sağlayan belki Kuran’ın iyiliği emreden kötülüğü nehyeden buyruklarının yanı sıra
Allah resulünün da eş dost ve akrabaya duyarlı olmayı emreden ifadelerin çokluğu olsa gerek.
Ancak gariptir İslam toplumlarında artık dindarlık yükselirken nedense bu duyarlılık gittikçe azalıyor.
Bunda zamanın ruhunun tahrif ediciliği beraberinde insanlar arası ilişkilerin kökten değişmesinin; mesela komşuluk ve yardımlaşma gibi kadim geleneklerin yok olmasının payı büyük.
Zamanın ezici baskısı toplumlarımızı olumsuz yönde önemli değişimlere uğratıyor.
Kadim İslam kültürünün yönlenlendiriciliğinden her geçen gün uzaklaşarak batılı toplumların o soğuk o yabancı o aldırış etmez reflekslerine bürünerek birbirine yabancılaşmaya başlıyoruz.
Toplumsal ahlakın bağlayıcılığı günden güne azalıyor.
Bunun getirisi olarak o geçmişteki hasletlerimizi; misafirperverlik, yardımseverlik, zayıfın yanında olma, yetimin başını okşama gibi değerlerimizi kaybediyoruz.
Ve bu durum ne yazık ki daha çok muhafazakârlaşırken gerçekleşiyor.
Dindarlığımız güçlenirken bu duygularımız zayıflıyor nedense…
Dindarlığımız yükselirken ahlakilik endeksimiz düşüyor, fıtrat duygularımız zayıflıyor. Beraberinde tabi ki hayata bakışımız da…
Tüm manevi iyi duygularımız yerini her geçen gün duyarsız maddeci ve tüketimi önceleyen “çok tüket çok çalış ki daha fazla tüketebilesin” önceliğine bırakıyor.
***
Oysa yıllarca yeryüzünde doğruyu ve adaleti hâkim kılmak için mücadele edilmesi gerektiğine dair çok ayet ezberlemiştik.
Nerede olursak olalım yaşadığımız toplumda iyiyi büyütmenin önemine dair…
Hiç tanımadığın birisi için fedakârlık yapma fikri güzel bir motto idi toplumlarımız için.
Modern dünyaya yoğun bir şekilde ferdiyetçilik ve bencillik hâkim olduğu bir çağda…
Kimsenin kimseye karışmadığı, eksiklik, yanlış ve suçlara sadece resmi yetkililerin karıştığı bir dünyada idi oralar ve biz tüm bu duyarsızlıkları kınıyorken…
Selam ve dua ile…