Enes Tarım

Din devlet ve insan

Enes Tarım

Devlet eşitlik ve özgürlük gibi yüksek idealleri önemsemeyen sadece kendi bekasını önceleyen bir kurum özü itibarı ile. 

Ve her daim onu yanlışlıklardan caydıracak iyiliği hatırlatacak kötülüklerden uzaklaştıracak muhalif hareketler olmadan yolunu bulamaz.

İşte din; devlete devamlı bir şekilde idealleri hatırlatan bir konumda olmalıdır.

Dinin muhalefet konumuna oturuşu onu güç karşısında zayıfın ve yönetilenin yanında konumlandıracaktır.

Devlet ancak caydırıcı bir muhalefet olursa bazı tavizler vermeye razı olabilir. 

İşte muhalefet söylemiyle sivil toplumun inşasına katkıda bulunan din, muhalif grupların inşaasında da rol oynayabilecek ve böylece güçlü bir muhalefet toplumun yararına sık sık devleti geri adım atmaya mecbur edecektir.

***

Dinin taraf olduğu muhalefet, niyeti fesat çıkarmak olmayan; yaptıklarının toplumun hayrına olduğunu tasdikleyen bir hareket olmalıdır.

O halde toplumu diri tutup, hayatı güzelleştirecek en anlamlı şey, yapıcı ve örgütlü muhalefetin işlerliğini sağlamaktır. 

Muhalif hareket ve düşüncelere tahammül gösterebildiğimizde, onları da dinleme ihtiyacı hissettiğimizde belki fitne zannettiğimiz farklı fikir ve düşünceler, bireysel ve toplumsal yaşantımızı canlandıran dinamik bir rol üstlenmiş olacak.

İslam düşüncesinde muhalefetin temel olgusu olan “iyiliği emir ve kötülükten nehiy” ilkesinin temel hedefi, iyiliklerin çoğalması, kalıcı olabilmesi, kötülüklerin azalması ve bir daha geri dönmemesidir.

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkor, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Allah ve resulüne itaat ederler…” (Tevbe 71)

İslam bir imtihan olarak tanımlamak suretiyle, herkesi yaşadığı hayattan mesul tutar. Yöneticilerin baskısı, malını kaybetme endişesi, sevdiklerinin hoşnutsuzluğu gibi sebeplerle kötülüğe rıza gösterenleri, hesapların sorulacağı gün ile uyarır:

“De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizin için Allah’tan, peygamberinden ve Allah yolunda çalışmaktan daha değerli ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.” (Tevbe 24)
Dini gerekçeler oluşturarak yönetime peşinen itaat etmeyi seçmek, yozlaşma ve adaletten uzaklaşmayı peşinen kabullenmektir. 

Güçlü bir iktidar için, her kafadan ayrı bir sesin çıkmaması fikri, ilk anda kulağa hoş gelebiliyor.

İslami camialar olarak, kurduğumuz tüm parti, dernek ve vakıflarda; beraberinde çıkardığımız gazete, dergi ve yayınlarda maalesef hiçbir şekilde muhalefete izin vermiyor, muhalifleri sevmiyor ve çevremizi bizim gibi düşünen, eleştirmeyen, donuk fikirli kimselerden oluşturmaya gayret sarf ediyoruz.

Oysa tüm ilişkilerimizde, kimden gelirse gelsin iyi ve doğru olanı desteklemeli; kötü ve yanlış olana karşı çıkmalıyız.

Bilmeliyiz ki, mevcut yönetimlere ve liderlere muhalefet “İslam’a muhalefet” değildir:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, elçisine itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. …” (Nisa/59)

Geleneksel düşünce, bu ayetten yola çıkarak “yöneticiye itaat etmek farzdır” şeklinde bir mantık geliştirmiş ve muhalefet fikrine kapıyı kapatmışsa da; aslında tam tersine bu ve benzeri ayetler, Allah’a, Resulüne ve sadece içinde Allah korkusu taşıyan yöneticilere uyulmasını istemektedir.

Şu halde, hangi makamda ve sıfatta olursa olsun, adaletle hükmetmeyen her baskıcı zalime karşı çıkmak, muhalefet etmek, ona karşı örgütlenmek ve Allah’ın hükümlerini hatırlatarak uygulamaya davet etmek önemli bir ibadettir.

Adı ister “imamet” isterse “hilafet” olsun, hiç bir beşer yönetimi mutlak değildir. 
Yanılma, şaşma, unutma, azma, sapma, görmeme, işitmeme, akletmeme gibi daha birçok kusuru potansiyel olarak bünyesinde taşır.

Allah’ın direk müdahalesi ve hataları düzeltmesi gibi bir durum söz konusu olamayacağına göre, bu noktada görev tamamıyla toplumun muhalif ve öteki diğer unsurlarına düşer.

O halde, iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak ilkesi; her ferdi denetçi haline getiren bir ilkeye dönüşmelidir.

Konuşmak, eleştirmek ve öneriler sunarken şiddete ve zora dayanmamak muhalefetin temel davranış biçimi olmalıdır.

***

Geçmiş dönemlerde muhalefet anlayışı, hiç bir zaman kurumsal bir niteliğe bürünemedi. 

Bireysel anlamda toplum ileri gelenlerinin ya da kamuoyunu etkileyecek kişilerin etrafına toplanarak iktidarın uygulamalarını etkilenme ve düzeltmeye çalışmak şeklinde gerçekleşti.

Örgütsel, planlı ve organize olmuş muhalefet fikri hep tepki gördü ve mevcut sistem için tehdit kabul edildi.

İslâmî bir siyasî yapılanmada, muhalefetin temel fonksiyonu, iktidarın hukukî esaslara uygun hareket etmesini sağlamak, denetimini gerçekleştirmek ve kararları gerek alırken gerekse uygularken hukuka uygunluğunu sağlayıcı denetim mekanizmalarının doğru çalışmasına 
yardımcı olmaktır.

O halde İslami muhalefet geleneği, imanı, tevhidi, adaleti, direnişi, şurayı ve iyiliği emretme geleneğidir.

Nebinin ölümüne dek bu gelenek cari olsa da, onun ahirete irtihaline müteakip bir karşı devrime dönüştü.

Bu karşı devrim, her asırda farklı şekillere bürünse de temel misyonu egemenlerin, otoritenin, saltanat sahiplerinin yanında yer almak, baskıcı rejimleri desteklemek, muhafazası için çaba sarf etmektir.

Bugünkü İslam toplumlarında egemenlere, saltanat sahiplerine yönelik muhabbetin temeli işte bu muhafazakâr ruhtur.

Ve tüm elçiler, davetçiler insanlık tarihi boyunca yaşadıkları toplumlarda en hak ihlallerine, zulme, adaletsizliğe ve işkencelere sessiz kalmayarak hep mazlumların yanında durup her daim statükonun, otoritenin karşısında durarak toplumu sömüren yönetimlerle mücadele ederek muhalif durmayı öğretti.

***

O halde tevhidi olma iddiasında olanlar, iddialarında samimi iseler bulundukları toplumlarda statükonun, kurulu düzenlerin değil; mazlumların sesi olmak, adaletsizlik ve sömürüleri protesto etmek, reddetmek, kabullenmemek, eleştirmek, itiraz etmek zorundadırlar.

Sadece hak adalet özgürlük arayışında olan topluluklar tevhid iddialarında samimi olabilir.

Müslümanlar her toplumda egemenlerin hegemonya, baskı, sömürü ve katliamlarına karşı “herkes için özgürlük ve adalet” isteyen bir ahlak ve vicdan hareketi olarak kendilerini tanımlamak zorundalar.

Çünkü tevhidi dinlerin yeryüzü misyonu zaten budur.

Tevhidi olmak gerek yerel gerekse küresel ölçekte yeryüzündeki her olumsuz gelişmeye karşı bir protesto, bir toplumsal eleştiri ve bir muhalefet geliştirmeyi zorunlu kılar.

Elçileri takip etme iddiasında olmanın en önemli delili zayıfın güçsüzün ve mazlumun yanında ve safında yer almalarıdır.

Çünkü din haksız olana itiraz etmekten, kötü olana razı olmamaktan başka bir şey değildir!

Selam ve dua ile…

Yazarın Diğer Yazıları