Cennete dair düşlerimiz
Enes Tarım
Âdem ve eşi cennetten çıkarılmasaydı, insan neslinin akıbeti nasıl olacaktı acaba?
Öldürme, paylaşamama ve sahip olma hırsı olacak mıydı yine de.
Cennette kalıp yeryüzüne inmeseydik cennette de yine savaşlar yaşanacak mıydı gelecek nesillerde.
Ayıp yerleri gösterilmeseydi insanoğluna…
Kim bilir?
Âdem’in nesli kovulmuş olsa da hep cenneti özledi.
Geldiği yeryüzünde de cenneti yaşamak istedi.
Nesiller boyu kovulduğu cennetin özlemiyle cenneti andıran mekânlar, bahçeler, şelaleler düşledi ve tasarladı.
Bu arzu arayış saplantılara yöneltti onu.
Piramitler, görkemli saraylar, ihtişamlı evler ve bahçeler inşa etti yeryüzünde.
Güce hâkim olmak, diriliş cennetlerinde de gücü elinde bulundurabilmek için kasalar dolusu altın ve mücevheratla gömülmek istediler.
Saldırdılar, yaktılar, yağmaladılar...
Her daim cennete sahip olmak istediler her iki cihanda da.
Yeryüzü cennetleri kalıcı ve ebedi değildi ne yazık ki!
***
Sahte dinler ve inanç sistemleri geliştirdiler yaptıkları kötülükleri meşrulaştırabilmek için.
Karunlar aldılar yanlarına, belamlar istiflediler kucaklarında boy boy.
Sevdikleri için sahte cennetler inşa ettiler, sevmedikleri ise cehennem azabına duçar oldu ömür boyu…
Babil kralı Nabukadnezar milattan 600 yıl önce Med ülkesinin ormanlık dağlarını özleyen karısı Amitis için Babil’de dünyanın yedi harikasından biri olan ünlü asma bahçelerini inşa etti.
Bahçeler bir piramit oluşturacak biçimde, taraçalar halinde yükseliyordu ve her taraçaya dünyanın dört bir yanından getirilmiş ağaç ve çiçekler dikmişti.
Aynı zamanda, bu taraçalarda türlü hayvanlar, minik çağlayanlar, bin bir ağaç ve bitki çeşidi bulunuyordu.
Aynı büyülü arzuyu meşhur Haşhaşi Şeyhi Hasan Sabbah’ta görüyoruz.
Müritlerine vaat ettiği gizli cenneti yaşatabilmek için cennetvari mekanlar inşa ettirmişti o da.
“Marco Polo”,”Seyahatname”sinde şöyle anlatıyor “Hasan Sabah”ı ve mekanını:
“Kendi dillerinde şeyhlerine “dinin büyüğü” anlamında “Alaeddin” diyorlardı. Şeyh iki dağ arasındaki vadiyi kapatmış ve burayı sütten, baldan ve şaraptan akan sular, güzel huriler ve çeşitli meyve bahçeleriyle donatmıştı…”
***
Aslında vehimlerimiz belirler hayat boyu psikolojimizi, sapkınlıklarımızı ve saplantılarımızı…
Geçmişe, geleceğe, öte dünyaya ve insana bakarız geçirdiğimiz evrelerle.
Kimi zaman bir siyasetçi, kimi zaman bir ebeveyn, kimi zamansa bir din adamından alırız evhamlarımızı, kuruntularımızı…
Her zaman en doğru onlardır bizim için.
Ve içimizde bir yerlerde boy atarlar derinlere doğru…
Uzun yıllar bırakamayız ve onlar da ölüme dek peşimizi bırakmaz.
Vehimlerimizdir bize kimi zaman bir kralın safında cihat ettiren, kimi zaman bir tarikatta kan ter içerisinde “Huu” dedirten.
Kimi zamansa bir silahın başında çocuklara kadınlara ve masum halklara ateş açtırarak zafer çığlıkları attıran.
Kah sulu gözlü bir vaizin bendesi olarak hizmet ettiren,
Kah bir firavunun emir eri olarak çalıştıran…
Yine de niyetlerimiz iyi, kalplerimiz temiz ve arkamızda yüzlerce duacımız, minnetcimiz vardır bizim.
Oysa kuruntularımız olmasa; hem ölen hem de öldüren doğru yolda sanır mıydık kendimizi hiç?
Birilerinin acısı üzerinden şehadet rüyaları görebilir miydik?
Birilerine cehennemi yaşatırken, kendimiz cennet hülyaları kurabilir miydik?
Heyhat…
Selam ve dua ile…