Baba candır
Enes Tarım
O, yaşlı bir babaydı.
Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severdi.
Uzun süredir yemiyordu ve canı çok çekmişti.
Babasının isteğini fark eden oğlu, alıp babasını güzel bir lokantaya götürdü.
Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş; ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlatmıştı.
Lokantadaki insanların bakışları pürdikkat üzerlerindeydi.
Aşağılayıcı, alaycı bakış ve surat ekşitmelerle yaşlı adama bakıyorlardı.
Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları kendi elleri ile babasının ağzına koymaya başladı.
Nihayet yemek bitmiş ve babasını alıp lavaboya götürmüştü.
Elini yüzünü iyice yıkamış, üstünü başını silip temizlemiş, saçını sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkmışlardı.
Lokantada bulunanların küçümseyici bakışları hâlâ üzerlerinde idi.
Onunsa yüzünde hiçbir bakışı umursamayan bir tebessüm vardı.
Babası çok sevdiği yemekten yiyip lezzet aldığı için…
***
Yemek parasını ödeyip çıkıyorlardı ki, arkalardan yaşlı bir amca seslendi: “– Hey evlat, burada bir şey unutmadın mı?”
Az düşündükten sonra cevap verdi:
“– Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum!”
Yaşlı amca:
“– Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun!”
Şaşkınlık içindeydi:
“– Ne bırakmışım ki amca?” dedi.
“– Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!”
Tam bir sessizlik hâkim olmuştu salona…
Herkes yaptığından, düşündüğünden utanç duyuyordu…
***
Unutmuşlardı aslında bir an, her sıkıntıda babalarına sığındıklarını:
“– Baba! Şunu istiyorum.”
“– Baba! Bana şunu al.”
“– Baba! Şu okulda, şu üniversitede okumak istiyorum, şu kadar harç gerekiyor.”
“– Baba! Okul masrafları için şu kadar para lazım.”
“– Baba! Falan şehre gezmeye gitmek istiyorum, para ver.”
“– Baba! Doğum günümde bana ne aldın?”
“– Baba…”
“– Baba…”
Ama bir defa olsun dememişlerdi sanki:
“– Yanımdasın ya baba, benim için her şeye değer ve yeter!”
“– Babam! Senin yanında olmak benim için bir dünyadır…”
Hep sahip olmak istediklerimizden söylenip durduk, yokluklarımızdan sitem edip şikâyetçi olduk…
Ama belki de hiç sormadık ona:
“– Baba! Senin benden bir isteğin var mı?”
***
Çoğumuza sormuşlardır kesin çocukluğumuzda, “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” diye.
İlk başta “Her ikisini” desek te az ısrar sonucu utanıp, sıkılarak kısık sesle, “Annemi” derdik.
Buna rağmen babamız şüphesiz üzülür ama bize hissettirmez, tebessüm ederdi.
Kim bilir, belki de başkalarının yanında utanırdı.
Ama o baba, bir gün gelir de kayıp giderse elden; aile fertlerinin güzel yaşaması için ne tür zahmetlere katlandığını işte o zaman anlıyor insan…
Düşünüyorum da baba hakkında bir sure inmiş olsaydı, kesin babaya da yemin edilirdi:
“Andolsun ekmek kokan nasırlı ellerine!”
“Andolsun çocuğu için hep kaygı taşıyan gözlerine!”
“Andolsun keder dağına dönüşen yüce kalbine!”
“Andolsun gururuna, garipliğine, kadri bilinmeyen kadrine!”
Cennet anne kadar en az senin de ayaklarının altındadır…
Selam ve dua ile…
Not: Alıntı.