Ah şehrimiz
Enes Tarım
Zor zamanlar bağlılıkların arttığı günlerdir.
Dostluk akrabalık ya da arkadaşlıkların perçinlendiği günler...
Bazen de tam tersi.
Bağlılıkların azaldığı, dostlukların bittiği, kardeşlerin birbirinden uzaklaşıldığı günler...
Hayat işte...
Zor zamanlar yaşadık.
Ve böyle zamanlarda insanoğlu biraz kırılgan oluyor.
Çoğu kez de hassas...
Ama insan zor zamanlarında yanında olanları unutmuyor.
Buna vefa deniyor.
Hayat boyu iyilikler hiç unutulmuyor.
Bunu yaratıcı fıtratımıza yerleştirmiş galiba.
İyiliğe müteşekkir olma, şükran duygusu hissetme.
İnsanları güzel insanlar ve kötü insanlar olarak ikiye ayırma güdüsü de keza.
Az da olsa güzel insanlar her daim varlar.
Bundan sonra da var olacaklar...
***
Bunu özellikle çok kısa süre önce yaşadık hissettik.
En zor günlerimizden biriydi yaşadıklarımız.
Gece karanlığındaki o sarsıntı ve sonrasında telaşla yıkıntılar arasında koşuşturma yol arama ışığı görmeye çalışma...
Bir kıyamet provası idi galiba.
Yıkık binalar arasında ne yapacağız şimdi bakışları bir de...
Bugün dahi o anları düşünmek benzer şeyler hissetettirmeye devam ediyor.
Büyük bir telaş, ağlaşmalar, kaçışmalar, bekleyişler, endişe ve güvenli bir mekan arama güdüsü...
Ve bir de sonrasını yaşananlar.
Güzel insanların ortaya çıkıp rol aldığı zamanlar.
Bu günler unutulmaz gerçekten.
Unutanlar nankördür zaten...
***
Bugünlerde şehri hiç gezdiniz mi?
Mesela Niyazi Mısri, yada çarşı merkezini...
Veya Çavuşoğluna doğru yürüdünüz mü.
Yahut Fuzuli caddesini Beşkonakları Akpınarı Tevfik Temelliyi gördünüz mü...
İnanın kahroluyor insan yaşadığı şehirde.
Çünkü her caddede her sokakta anılarımız var.
Ama yürürken harabeler arasında iş makinalarının gürültülü tozu dumana katan heybetli çığırışları karşısında pes ediyor kenara çekiliyor insan.
Şehirle beraber geçmişimizde anılarımız da yaşadıklarımızda tozu dumana katarak gömülüyor işte.
***
Geçtiğimiz gün çocukluğumun geçtiği semte Fuzuli caddesine gittim.
İnanın ağlamaklı oluyor insan.
Yıllarca o yol boyu yürüdüğümüz Fuzuli caddesi boydan boya yıkıntılar arasında kalmış.
Adeta bir viraneyi andırıyor.
Devamında tarihi Beşkonaklar da keza...
Orası da yıkıntılardan tanınamayacak halde.
Dikkatimi çeken Beşkonaklardaki o eski konakların hepsinin sapasağlam yerlerinde duruyor oluşu...
Öyle ki konaklar sağasağlam ama yanlarındaki diğer binaların tamamı yerle bir olmuş.
Bu belki tabiatı nasıl bozduğumuzun hayatı nasıl ucuz tükettiğimizin bir işareti...
Tabiata uygun binalar yapmadık ve sonucunda büyük zararlar gördük.
Sonra da bunu tanrının üzerine yıktık.
Kader olarak gördük...
***
Hülasa yaşadığımız şehir artık bir virane görüntüsünde...
Savaştan çıkmış gibi...
Diz çökmemeye çalışan bina yıkıntıları arasında birer yok edici dev misali iş makinalarının o boğuk sesleri kulakları tırmalıyor...
Yıkıma direnen beton binaların yıkılışları esnasında çıkarmış oldukları gürültü ve asbestli toz bulutları tozu dumana katarken, hüzünlü akşam vakitlerinde okunan selalar bir şehrin ölümünü haykırıyor.
Ve o eski görkemli muhteşem esrarlı ve güzel şehrimiz, artık bir köy ya da kasabayı andırıyor...
Selam ve dua ile...