Derbi Bitti, Rezalet Manşetlerde!
Abdullah Ergün
Sonucu, pardon, maçın ardından yaşanabilecek olayların merakla beklendiği Galatasaray-Fenerbahçe derbisi geride kaldı.
İki takım futbolcularının saha içindeki mücadelesinde zaman zaman futbolun önüne geçen sertlik ve gerginlik dikkat çekti. Bazı pozisyonlarda rekabetin dozunun yükselmesi, karşılaşmanın sportif yönünün geri planda kalmasına neden oldu. Oysa böylesine büyük bir derbide asıl konuşulması gereken, yaşanan gerginlikler değil, takımların oyun anlayışları, futbolcuların performansları ve sahaya yansıttıkları mücadele olmalıydı.
İki kulüp yönetimini transferde yapmış oldukları nokta atışlarından dolayı tebrik etmek gerekiyor! İki takımın kadrosunda bulunan bazı futbolcuların futbolun yanı sıra serbest ve grekoromen güreş, boks ve karate branşlarında da etkili olduklarını gördük. Bir tek teknik direktörlerin taktik tahtasına “rakibi nakavt et” seçeneğini eklemesi kalmış!
Galatasaray ve Fenerbahçe’de yıllık milyonlarca avroyu ceplerine indiren futbolculardan bazıları derbi maçta tekme-tokat birbirlerine girip güreş tutarken, Arda Güler gibi bir futbol virtüözü, Osimhen veya Lukaku gibi yıldızların kazandığının beşte biri kadar bir ücretle, başta Real Madrid forması altında olmak üzere, futbolun gerçek güzelliğini görmek isteyenlere adeta bir futbol resitali sunuyor.
Maçın ardından yaşanan olaylar, önceki yıllardaki derbilerde olduğu gibi Avrupa'da da ilgi gördü. Yıllar önce Almanya'da bir gazeteci arkadaşımızın söylediği sözler hafızamda: “Futbol oynamayı bilmediğiniz gibi saha içinde ve saha dışında yaşanan olaylarla da bizi şaşırtmaya devam ediyorsunuz.” O gün söylenen bu sözlerin bugün de hatırlanması, Türk futbolunun yıllardır aşmakta zorlandığı sorunları yeniden düşünmemize neden oluyor.
Pazartesi günü oynanan maçın ardından yaşanan olaylar neden çıktı? Bu sorunun cevabını yalnızca maçtan sonra yaşananlarda aramak yeterli mi?
Haftalar öncesinden televizyon ekranlarında amigo ağzıyla yorum yapan kulüp yorumcularının yanı sıra sosyal medya gibi insanları birbirlerine kırdıran troller ordusunun iki takıma gönül verenlerin sinir katsayısını yukarıya taşıyan paylaşımları beklenen tehlikenin geleceğini gösteriyordu. Derbi maçın öncesi ve sonrasında yaşanan gerginlik her derbi maçtan sonra olduğu gibi bizden çok Avrupa’da büyük ilgi gördü.
Özellikle futbolu değerlendirmek yerine taraftarların duygularını harekete geçiren, rakip takımı hedef alan ve gerilimi artıran söylemlerin bu tür karşılaşmalara nasıl yansıdığı üzerinde durmak gerekiyor. Ancak yaşanan olayların nedenlerini ortaya koyabilmek için somut gelişmeleri ve ilgili kişilerin sorumluluklarını ayrı ayrı değerlendirmek şart.
Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Avrupa’da başarıyı yakalama gibi bir dertleri yok bu iki kulübünü derdi sezon içinde kendi aralarında yapacakları iki maçın kazanılması ve lig şampiyonluğuna ulaşmak olduğunu kendi camiaları iyi biliyor.
Bununla birlikte, iki kulüp arasındaki rekabetin zaman zaman Avrupa hedeflerinin ve futbolun gelişimine ilişkin tartışmaların önüne geçtiği yönünde bir izlenim oluşuyor. Derbileri kazanmak ve şampiyon olmak, elbette kulüplerin doğal hedefleri. Ancak bu hedeflerin, Avrupa'da sürdürülebilir başarı arayışını gölgede bırakmaması gerekiyor.
Futbol ekonomisi açısından bakıldığında, iki takımın yüksek ücretli sözleşmeler ve büyük transfer harcamalarının temelinde kendi aralarında yapılacak olan iki maçın kazanılmasına yönelik olduğu daha net konuşulmaya başlandı. Geçmişte Arap ülkelerinde öne çıkan yüksek maaşlı sözleşmelerin benzer örneklerini bugün Türkiye'de de görmek mümkün. Bununla birlikte, kulüplerin transfer politikalarını değerlendirirken maliyetlerin yanı sıra sportif katkıyı, ekonomik sürdürülebilirliği ve uzun vadeli planlamayı da dikkate almak gerekiyor. Yüksek maliyetli transferlerin tek başına başarı garantisi sunmadığı ise futbolun genelinde sıkça karşılaşılan bir durum.
Bütün bunların yanında, derbilerin ardından futbolun kendisinden çok tartışmaların ve saha içi ya da saha dışındaki olayların konuşulması düşündürücü. Oysa futbolseverlerin asıl ilgisini çekmesi gereken konular; takımların oyun anlayışları, teknik direktörlerin tercihleri, futbolcuların performansları ve karşılaşmanın sportif sonuçları olmalı.
Türk futbolunun daha sağlıklı bir rekabet ortamına kavuşması için kulüp yöneticilerinden futbolculara, yorumculardan taraftarlara kadar herkesin kendi sorumluluğunu gözden geçirmesi gerekiyor. Rakibi yenme arzusunun saygı sınırlarını aşmadığı, yüksek transfer harcamalarının planlı yatırımlarla desteklendiği ve Avrupa'da başarı hedefinin uzun vadeli bir anlayışla ele alındığı bir futbol ortamı mümkün. Aksi durumda her derbinin ardından benzer görüntüleri ve tartışmaları yeniden konuşmaya devam edeceğiz.
Bahis skandalıyla başlayan ve Merkez Hakem Kurulu Başkanı ve bazı hakemlerin tutuklanmasından sonra UEFA’nın iki gözlemciyi Türkiye’ye gönderdiğine dair medyada çıkan haberlerin ardından derbi maçta yaşananlar zaten UEFA’dan gelecek olası yaptırmaların rapor bölümünü daha geniş hale getirecektir.