Nesibe Aldemir

Yaşayan Tortular

Nesibe Aldemir

Neydi içimizde biriken bu tortular? Geçmişin kırıntıları mıydı? Cam kesiği misali içimizi acıtan. Bunca gam bunca keder nereden mirastı yüreğimize? Ya bu gurbet sancısı, nedir ey garip yolcu? Sen misin bu dünyaya yabancı, dünya mı sana yabancı? Ölmüyor ve solmuyor içimizdeki sonsuzluk çiçekleri. Ve susmuyor nağmeleri göğü delen şarkılar…

İnsan ki unutur, insan ki yanılır. Kimi zaman düşer kimi zaman kalkar. Umudu Kaf Dağını aşar zaman zaman. Bazen takılır bir kederin kırıntısında yem olur yeise. Bazen de boynundan çıkarmaz hüznü. Mevsimlerin harmanında savrulur gider çoğu vakitler. Kışın yüreğinde ısınmayı dener. İlkbaharın yeşilinde koyulaşır umudu. Dağlarda açan kır çiçekleri misali tazelenir yüreğinde umutlar. Yazın güneşinde kurutur düşlerini saklar başka baharlara. Sonbaharın rüzgarlarında savrulur, yaprak misali ve karışır toprağa hırsı, emelleri. Düğüm düğüm boğazında biriken dertlerin acısını çeker içine. İnsan ki dağılır azizim tesbih taneleri misali. İnsan ki boğulur azizim ummanlarda. Yeniden dirilmenin sancısıdır bunca tezatlıklar. Yolculuğun meşakkati, yolun cilvesi ve yolun Sahibinin insana bıraktığı seçimlerin neticesidir bu kayboluşlarımız.

Dünyada aranan mutluluk ve hazzın ötesinde bir arayıştı bu çileli yolculuk. Geçmişe feda edilmeyecek kadar asil bir davadır bu dert. Geleceğe, uzun emellere, kaygılara değişilmeyecek kadar şerefliydi bu sevda. Eninde sonunda ölüm olan bu yolcuğu anlamlı kılan anlamlardı aradığımız. İnsan ki zayıf ve aciz bir varlıktı.

Yorulduğu zaman dünya dursun ister. Üzüldüğü vakit, zaman hızla aksın ister. Acı çektiği sayfaları kopartıp yırtmak ister ömür defterinden. Sevindiği anlar, hiç bitmesin ister. Neşesini dondurup derin dondurucularda saklamak ister. Dertten, kederden, sıkıntıdan uzak olmak ister fersah fersah. Tenine değen rüzgarların hep ılık olmasını düşler.

Ayaza, sert kışlara tahammül etmekte zorlanır. Cennetin düşünü burada kurar. Düşleri gerçekleşmedikçe de umutsuzluğa kement atar. Bu yüzdendir ruhunu saran bu sızılar. Bu sebepledir gülmeyen yüzü. Oysa hatırlasa dünyanın bir gölgelik olduğunu. Neler değişirdi hayatında kim bilir? Geçimsizliklerinin üzerinden bir daha geçerdi. Kiminle neyi paylaşamadığını bir daha düşünürdü. Üzerine günlerini gecelerini heba ettiği sorunlarına bakış açısını değiştirirdi. Derdinin dermanı olduğunu bir hatırlasa nasıl bir renge bürünürdü dünya g/özünde. Yüreğini sıkan onlarca prangalardan kurtulsa nasıl bir özgürlük kaplardı ruhunu?

Acının, hüznün ve ızdırabın arkasında saklanan incileri bir bulsa nasıl da zenginleşirdi gönlü. Ziyanda olduğunu bir hatırlasa zamana nasıl da sarılırdı. Ve tavsiye ederdi aynı yolun yolcusu olanlara, Hakkı ve sabrı…

“Ah bu tortular değil mi bizi hep dibe çeken” dedi saçına karlar yağan meczup.  Ve devam etti sözlerine; “Susturma içindeki sonsuzluk nağmelerini ey insan. Ve nisyanda diretmesin kalbin. Bir secdenin izini kazı alnına, bir gecenin koyusunda sakla kıyamını. Durulsun bulanık suların. Ve çıksın açığa içindeki inci, mercanın. Yaşamak ki çatlamış bir avucun içinde dua olmaktır bazen. Yaşamak ki tortulardan arınmaktır. Yaşamak ki hatırlamaktır ey insan!”

Yazarın Diğer Yazıları