Nesibe Aldemir

Kırık Pusula

Nesibe Aldemir

Son zamanlarda dilimize pelesenk olmuş bir kavramı tüm hücrelerimize kadar hissederek yaşıyoruz. İnsanlık ile bir derdi ve davası olanların üzerine çokça düşünüp yazıp çizdiği bu kavram “toplumsal çöküştür”.

Kalplerin seküler yaşama teslim olduğu bu çağda, insanlık ve merhamet dediğimiz kavramlar ne yazık ki raflara kalktı. Onların raflarda tozlanmasından hemen her birimiz şikâyetçi olsak da onları oraya elbirliği koyduğumuzu ne çabuk unuttuk değil mi? Sokaklarda neden yan baktın cinayetine kurban giden tazecik canlar, her türlü istismara maruz kalan kadınlar, çocuklar… Daha saymaktan imtina ettiğim nice canice olaylar, olgular…

Haberlerin seyrinde akan binlerce olumsuz ve yüreğe sığmayan olaylar. Trafikte, sokakta, alışveriş merkezlerinde, pazarda, toplu taşıma araçlarında, iş yerlerinde aklın hayalin tahayyül edemediği canilikler… Hepsi birbirimize olan güven duygumuzdan bir parça daha azaltıyor. Bu azalmalar nerede nasıl yanlış yaptığımız sorusunu akla getirmiyor değil. Televizyon programlarımız, gündüz kuşağının karanlığında ekrana kilitlenen ruhlarımız, her türlü ahlaksızlığı ve şiddeti konu edine dizilerimiz ve filmlerimiz, sosyal medya mecralarından sızan kanalizasyon misali içerikler… Ve tüm bunlara maruz kalan bizler; gençlerimiz, çocuklarımız, insanlarımız… İşin içinden çıkamaz hale geldik dostlar. Umudumuzu kaybetmiş değiliz, lakin toplum olarak geldiğimiz nokta gösteriyor ki gün geçtikçe iyiye değil kötüye gidiyoruz. Nerelerde ve nasıl zaman kaybetmişiz bunu sorgulamanın tam vakti değil mi sizce de?

Yüreğimizi kor eden Atlasları yaşatmanın yolu nereden geçiyor?  Bıçağa ve silaha sarılmış kendini kontrol edemeyen canileri durdurmanın formülü nedir? Nerede bizim hukuk sistemimiz, nerede caydırıcı cezalarımız? Neden iki ayrı kutupta kaldı bu gençlerimiz? Adına “aile yılı” dediğimiz bir yılı geride bırakmışken nerede toplumun mihenk taşı olan ailemiz…

Kim, nerede, hangi konumda ise yaşadıklarımızdan o denli sorumluyuz dostlar. Ben devlet isem televizyonda yayınlanan tüm programlardan, dizilerden ve filmlerden sorumluyum. Yine ben yetkili isem ülkemde kullanılan sosyal medya uygulamalarından ve internet kullanımından sorumluyum. Yine ben adalet isem ceza sistemimden sorumluyum. Anne, baba ve aile büyüğü isem tüm bu saydıklarım içerisinden gelecek zararlardan çocuğumu korumaktan sorumluyum. Çocuğumla beraber oturup izlediğim diziden sorumluyum. Ben STK isem bu toplumun gençlerine el uzatacak yeni yöntemler geliştirmek zorundayım. Onlara erişmenin yolunu bulmaktan sorumluyum. Öğretmen isem öğrencimden sorumluyum… Saymakla bitmeyecek sorumluluklar ve sorumlu olan kişiler…

Bir yerlerde bir şeyleri değil, çok yerlerde çok şeyleri yitirdiğimizi düşünen sadece ben değilim sanırım. Apartman içinde birbirine yabancılaşan komşular, hatta birbirini tanımayan komşular, mahalle kültüründen uzak kurulan yaşam alanları, birbirimize rekabet etmekten kurumadığımız samimi bağlar, ötekinin çocuğunu da kendi çocuğumuzmuş gibi göremeyişimiz, dünya hayatının geçiciliğinden kopuk hayat şeklimiz, kadim medeniyetimizin izlerinin gittikçe kayboluşu, elinden tutmayıp dilinden anlamadığımız gençlerimiz…

Farkında mısınız bilmiyorum ama madde ile kurduğumuz bağı insan ile kuramaz olduk. Manevi dünyamızın ekinleri soldu. Buraları yeniden yeşertmek hepimizin ortak derdi ve davası olsa yine yeniden ayağa kalkacak gücü bulur muyuz sizce? Yine devletimizin toplumsal çöküşe sebebiyet veren kalemler konusunda ince ince düşünüp atacağı hamleler, toplumsal çöküşün dibini yaşayan bizlere yeni bir umut kapısı açar mı? İşte bu tüm soruların cevabı evet olsa neler değişirdi hayatımızda? Gelin beraber düşünelim, olur da kırık pusulamızı tamir eder ve elimizi taşın altına koymaya cesaret ederiz vesselam….

Yazarın Diğer Yazıları