Necip Cengil

'Onları Allah'a Karşı Kim Savunacak'

Necip Cengil

Not: Yaşanıp yaşanmadığını bilmediğim ancak Nisa suresi okumalarında, bazı ayetlerden alınan ilhamla yazılan bir hikâye diyelim… Bakalım okuyan ne diyecek?

Başkanın falan mevki için düşündüğü isim canını sıkmıştı. Engel olmalıydı. Başkana kendi dediğini yaptırmalıydı. Zira üzerinde etkisi olan birileri, o mevki için bir isim önermişti. Bu işi yapamayacak ve Başkanın aklındaki isme engel olamayacak olursa, üzerinde etkisi olan şahsa karşı küçük düşecek, aldığı yolda önemli desteklerinden birini kaybetme riskini göğüslemek zorunda kalacaktı. Bu riski alamazdı.
Başkanı ikna etmeliydi.
İkna edememe ihtimalini düşünmemeliydi.
“Olumsuz düşünürsen olmaz, olumlu düşün” diye kendi kendine telkinde bulundu.
Makama doğru adımlarını hızlandırdı.
Müsait olmadığını söylediler.
İçi içini yiyordu.
Tekrar gitti.
Yine müsait değildi.
O gün beşinci denemesi de kapıdan dönmüştü.
Sabaha kadar aldı, verdi.

Sabah horozlar mesaiye başlamadan kalktı. Tıraş oldu. Muhatap üzerinde etkili olacak bir renk düşündü. Kafasında olur alan kıyafeti giydi. Aynanın karşısında geçti. Yine tam not veremedi kendisine. Eşine sordu.
Nihayet olur aldığı bir kıyafetle makamın yolunu tuttu…
Oysa daha önce de bir isim söylenmişti kendisine. İsmi duyunca biraz durmuş, söyleyecek bir şey bulmakta zorlanmıştı önce, sonra “olmaz” diye kestirip atmıştı.
“Neden olmaz?”
“O şeytana düşman ama bize de dost değil!”
“Bu kadar mı?”
“Evet, bu kadar!”
“Eyvah ki eyvah!”
“O niye?”
“Gidişimiz hayra alamet değil!”
“Aman düşündüğün şeye bak, kim hayrı düşünecek!”
Makamın önündeydi.
Haber salındı.
“Niye bu kadar diretiyor, gelsin bakalım!”
İçeri girdi.
“Merhaba başkanım, Allah sizi başımızdan eksik etmesin…”
Daha lafını bitirmeden, Başkan söze girdi.
“Hayırdır nedir bu ısrarın, o kadar işimizin arasına ne sıkıştıracaksın?”
“Başkanım çok sevdiğim, değerli, sizin de değer verdiğine inandığım bir arkadaşımın verdiği bir isim var. Siz filan mevki için kişi araştırıyordunuz, tam o mevkiye uygun.”
“İyi de o mevkiye önerilen isimler var, değerlendiriyoruz.”
“Bu ismi de değerlendirseniz Başkanım.”
İsmi alınca Başkanın rengi değişti. 
“Çok söyleyen oldu. Ancak bu kişi çamur, olmayan yol yok. Beni de seni de araya girenleri de rezil eder.”
“İşin o tarafını bana bırakın Başkanım, ben her atışı karşılarım.”
“O kadar önemli yani senin için.”
“Önemli olmasaydı ısrar eder miydim Başkanım.”
“Seni bir arkadaşa göndereyim, ona anlat, o ikna olursa ben de olurum.”
İsmi aldı almasına ancak hiçte memnun olmadı. “Ahiret sorgusuna alır bu şimdi” diye söylenerek çıktı.
Selam verdi, buyur edildi.
Çay veya başka bir şey sorusuna soğuk bir su cevabını verdi.
“Anlaşılan yorulmuşsun!”
“Hem ne yorulma!”
“Ben lafı uzatmayayım” dedi ve konuyu aktardı.
“İyi ben de lafı uzatmayayım. Sana Nisa suresinden ilhamla söyleyeceğimi söyleyeyim.”
Tahmini çıkmıştı. Ahiret sorgusuna alınacaktı kendi ifadesiyle…
Yorgunluğu biraz daha arttı.
“Söylediğin ismi başka söyleyenler de oldu. Biraz bilirdim ancak ısrar olunca tam öğreneyim dedim. O yüzden sana Nisa suresinden ilhamla konuşayım dedim.

Kendilerine bile merhameti olmayan, günahta direten, ihanet yüklü, her an ihanet edebilecek olan kişileri dünya hayatı için savunuyorsunuz. Oysa Allah hain ve günah yüklenmeyi kendine yüklemiş kişileri sevmez. Onlar ki Allah’ın kendilerinin her hallerini bildiğine aldırmaz, kendilerini insanlara saklayarak pazarlarlar. Gece bir şeyler uydurur, planlar kurar, onu devreye alırlar. Allah onları kuşatmıştır. Her adımları kayıt altına alınmaktadır… Şimdi… Haydi bu dünyada, onları bütün bu hallerine rağmen savunuyorsunuz, peki kıyamette, hesap günü onları Allah’a karşı kim savunacak, kim o gün onlara vekil ve kefil olacak? Gelmiş kefilim diyorsun, kefil olduğun kişi için iç açıcı bir bilgi edinmedim ki kefil olayım!”

Soğuk terler boşaldı kendisinde. Yine de ısrar etti. 
“Biz bu dünyada kefil olacağız, diğer dünyayı da kendisi düşünsün!”
“O iş öyle değil, bu dünyada ona kefil olanlar da aynı hesaba alınacak!”
“Hiç olmaz diyorsun!”
“Ben hakikati söylüyorum, oluru olmazı benim işim değil!”
Kapı kapanmıştı.
Bozuk bir suratla ayrıldı. 

Yazarın Diğer Yazıları