Zekanın Batışı: Kediler ve Penguenler
Mehmet Zeki Dinçarslan
Yapılan bir araştırmaya göre Avrupa'da yaşayan insanların ortalama zekâ puanları en yüksek seviyelere 70'li yılların ortalarında ulaşmış. Grafiğin zirve noktası diyelim buraya. Bu tarihlerden sonra dramatik bir düşüşe sahne oluyor zekâ seviyeleri. Benzeri bir araştırmayı da Türkiye için yapmışlar. Şu anda Türk insanının ortalama zekâsı, bir insan için normal zekâ sınırları kabul edilen 90-110 arası IQ seviyesinin altında. Türkiye için yapılan araştırma, ortalama zekâ seviyesinin en yüksek seviyelere 90'lı yıllarda ulaştığını gösteriyor. Sonrasında bir önceki senaryoda olduğu gibi dramatik bir düşüş yaşanıyor. Dijital çağın başlaması ile zekâ seviyeleri arasında ters bir korelasyon olduğu açık bir şekilde görülebiliyor. Televizyon ile başlayan ekran çağı internetin yükselmesi ile zekâ-ekran arasındaki ters ilişkideki bağları zorladıkça zorluyor. İnsan türü ekrana bağımlı oldukça zekasından veriyor, evrimcilerin teorisinde yer alan skalada yükseldikleri basamaktan geriye doğru iniyorlar.
İnternet çağının, insanı aptallaştıran bir etkisi var. Günümüzde her eve, her cebe girmiş olan akıllı telefonlar sadece iletişimi değil çeşitli uygulamaları da beraberinde taşıyorlar. Sosyal medya uygulamalarının sunduğu video kaydırma opsiyonu bence insan zekasına kurulmuş en etkili tuzaklardan birisi. Akletmeye gerek yok, fikir yürütmeye gerek yok, beyin kullanmak tamamiyle anlamsız. Şeyh Galib, "Fikr etse hâl-i âlemi âdem garibser" diyor bir mısraında. Zamane insanının bir şeyi garipseyecek kadar fikretme yeteneği yok gibi. Dijital tuzaklardan kaçabilmiş birkaç adacık var belki fakat bunlar da yeterli değil. İnsanların dikkatini çekmek için sosyal medyada viral olmaktan başka yol yok. Dünyanın iyi bir yere gitmediğini, ezenlerle ezilenler arasındaki eşitsizliğin gün geçtikçe arttığını, kaynakların ya tükendiğini ya da stokçuların eline geçtiğini ve daha birçok vahim durumu insanlığa anlatabilmek için sosyal medyada viral olmak lazım. Sosyal medyayı ellerinde tutanlarınsa yüzlerce sorundan birinin bile gündem olmasına müsaade edeceklerin sanmıyorum. Hoş, bu gidişle olsa da kimsenin eyleme geçecek zihinsel enerjisi kalmayacak. Aradığımız zihne ulaşılamayacak çünkü.
Bir penguenin yürüyüşü viral oldu geçenlerde sosyal medya platformlarında. Penguen yürürken aklıma bir soru takıldı: "Sosyal medya hangi hayvanı seçti? İnternetin seçimi nedir?" Hemen ardından "kedi" diye cevapladım kendi sorumu. Bu çağın insanının seçtiği hayvan kedidir. Toplumsal olanı bireysel olana çevirmek için yoğun mücadele veren platformların seçeceği hayvan, bireyselliği ile ön plana çıkan kediden başkası olamazdı zaten. Penguen videosundaki yalnızlık da aslında sosyal medyanın insanlara dayattığı bireyselliğin pekiştireçlerinden sadece biriydi. İnsan, ne kadar fazla kendi başınalığına itilirse o kadar verimli olacak siyasi olarak ya da ekonomik olarak ya da sadece tüketici olarak bakıldığı zaman.
Eski Mısırlıların dini inançlarında kedinin önemli bir rolü olduğu bilinen bir tarihi gerçek. Kediye benzeyen tanrılarının heykelleri gözünüzde hemen canlanmıştır bu satırları okurken. O kadar önemliymiş ki kediler, bir kedi öldüren doğrudan idamla cezalandırılıyormuş. Sokaklarda sefil sefil dolaşan bu canlılar özellikle pandemi sonrasında evlerde daha çok yer bulmaya başladılar kendilerine. Her yerde kameralar olduğu için kedi öldüren canavar tiplerin videolarını görmeye de başladık aynı zamanda. Bu canavarların tabi ki toplumdan tecrit edilmesi benim gibi tüm merhamet sahiplerinin ortak isteğidir. Bu videolara yapılan yorumlara bakınca eski Mısır'daki gibi idam isteyenlerin de çoğunlukta olduğunu görürsünüz. Teröristlerin, katillerin idam edilmediği bir ülkede kedi öldürenin idam edilmesini istemek de, ne bileyim. Beş-altı bin yıl öncesine mi dönüyoruz?
İnsanların zekâ seviyesinin düştüğünü söylemiştim. Geriye doğru bir gidiş var gibi geliyor bana. Modern toplum eski Mısırlıların inançlarına doğru ilerliyor. Aradan yeterince zaman geçince yazının icadından önceki dönemlere doğru gerileyebilir insanlık zira kimsenin bir şeyi okuma ya da yazma gibi bir ihtiyacı kalmayacak gelecekte. Her şeyi ekranlarla, sesli komutlarla, videolarla çözmeye alışmış olan bir topluluktan bahsediyorum. Dünyanın gidişatı ile ilgili endişeleri olmayan, bireysellik kuyusunda hapsolmuş, hayatını hedonist zevklere vakfetmiş bir toplumdan bahsediyorum. Komşusundan haberi olmayan fakat dünyanın öbür ucundaki penguen için ağıtlar yakan, duyarlı olduğu zehabına kapılmış duyarsızlardan bahsediyorum. Gazze'de, Myanmar’da, Doğu Türkistan'da ve dünyanın birçok yerinde insanlar bombardımana ya da işkenceye uğrarken gözlerini kapatıp telefon ekranından ilgisiz şeyler için duyar kasan bir güruhtan bahsediyorum.
Zekâ seviyeleri düşüyor, insan duyguları filtrelerden geçirilerek sadece belirli şeylere yönlendirilen duygu simülasyonlarına benzetiliyor. Sebep sonuç ilişkisi kurabilme yeteneği köreliyor. Beş bin yıl önce kediye tapan bir toplum bugüne göre çok geri olarak görülse de yavaş yavaş beş bin yıl öncesine doğru yol alıyor insanlık. Bu gidiş bu şekliyle devam ederse on bin yıl önceki yazıyı henüz keşfetmemiş olan topluluk bir sonraki basamak, ateşi henüz keşfetmemiş olan bir sonraki, üretmek yerine toplamakla hayatını idame ettirense bir sonraki olacak.