Kimse Kusura Bakmasın Orduzu Halkı 78 Yıllık Belediyesini İlçe Olarak Geri İstiyor (1)
Lütfü Caner
Evet, ben İstanbul’da ikamet ediyorum. Fakat yaz aylarında ise memleketim Orduzu Aslantepe’de yaşayan bir Gazeteci olarak beni tanıyan bölge insanı beni her gördüklerinde sitemlerini çok sert bir şekilde bana yönelterek, şöyle bir sitemde bulunuyorlardı:
Lütfü Salih Bey;1989’da Anavatan Partisi Malatya’nın yakın sınırları içine giren Malatyanın beş belde belediyesini Orduzu ile birlikte, mücavir alan bahanesi kapattı.
Siz o dönemde sözü dinlenen genç bir kalem ve gazeteci olarak; Rahmetli babanız ve Orduzu heyeti ile verdiğiniz hukuki mücadele ile (DANIŞTAY’A) kadar götürdünüz ve nihayet kazandınız ve Danıştay Anavatan Partisinin hükmünü yok saydı ve bir sonraki 1994 seçimlerinde Orduzu Belediyesi ve diğer dört Belde belediyesinin yeniden açılmasını sağladınız.
Lütfü Salih Bey: Peki, siz az çok Ak Partinin kurucuları arasında sayılırsınız; Başbakanımız Sayın Recep. Tayyip Erdoğan’a bu durumu izah edemediniz mi? Nüfusu 15 bine yakın olan Orduzu Belediyesi neden kapatıldı dediklerinde; maalesef bir şey söyleyemiyordum..
Aslında ben Lütfü Salih Caner olarak; 2012 ve 2014 yılları arasında, Nüfusu 13 bini aşmış olan Orduzu belde belediyesinin nüfusu itibariyle ve ayrıca diğer birçok özelliklerinden değerlerinde dolayı asla kapatılmaması ve gerekirse ilçe olması konusunda Ak Partinin ilgili birimlerine ısrarla anlatmama rağmen; maalesef o dönemde Malatya’nın Büyükşehir olacağı bahanesi ve daha başka bazı suni gerekçeler ileri sürülerek; söylediklerimiz bir türlü kabul edilmek istenmedi.
Mesela 1989’da, Orduzu Belde Belediyesi’nin Anavatan Partisi tarafında kapatılması sürecinde; İstanbul Eminönü İlçe teşkilatında tanıdığım değerli hukukçu bir ağabeyimle bu konuyu konuştuğunuzda; bana aynen şöyle demişti: babanız Abdülmecit Efendi yaşlıdır senin anlattığın bazı hassas dengeleri pek hesap edemez. Sen süreci takip et babanız Orduzu heyetinin birlik ve beraberliğini sağlasın yeter.
Sende fazla öne çıkıp hedef olma. Sen bizim sana söyleyeceğimiz şekilde hukuki süreci takip ederek sabırlı olun, biz hukuk yolu ile davanın Danıştay'da düşmesini İnşallah sağlamaya çalışacağız demişti.
Biz ekip olarak diğer Belde Belediyeleri ile diyalog halinde; hukuki süreci gerektiği gibi takip edip ve nihayet Danıştay’dan davanın düşmesini sağladık, Malatya’nın diğer dört Belde belediyesi ile beraber.
Tabi ben o dönemde hukuki süreci adım adım takip eden bir genç gazeteci olarak bir gün önceden, Rahmetli babama; telefonda baba çok büyük bir aksilik olmazsa, yarın İnşallah Danıştay bizim lehimize karar verecek dediğimde; babam pek umutlu değildi ve yorgun bir savaşçı gibi sesini çıkarmadı.
Ve nihayet karar bizim lehimize açıkladığında; babam telefonla beni arayarak, oğlum gerçekten bu söylenen doğru mu biz şimdi davayı kanadık mı diye sorduğunda; evet baba davayı kazandın, Orduzu belde belediyesi ve diğer dört belde belediyesi bugünden itibaren yeniden açılacak gözünüz aydın dediğimde; babam oğlum iyide sen daha dünden nasıl anladın bu kararı bizim lehimize verileceğini diye sorduğunda; bende, baba ben şimdi bunu telefonda bütün bunları sana izah dememem; biz davayı kanadık dedim ve telefonu kapattım…
Ve bir gün sonra; rahmetli babamla uzun uzun konuştuk ve bağımsız bir aday tespit etmeye çalışın. Çünkü Orduzu’da, siyasi dengeler öyle gerektiriyor dedim.
Evet, baba biz Refah Partiliyiz, fakat bu yerel seçimde bağımsız girmemiz gerekiyor dediğimde; Rahmetli babam bana aynen şöyle dedi; oğlum iyi de ben şimdi Malatya Refah Partisi İl Teşkilatına ve Erbakan Hocaya nasıl cevap vereceğim oğlum, Sen beni çok zor durumda bırakıyorsun oğlum dediğinde şu cevabı verdim:
Baba sen beni dinle; yarın Cuma namazından sonra, geçtiğimiz gün evine gittiğin Avukat arkadaşımızın yazıhanesine gideceksin Cuma günü saat üçte ve ben sana her şeyi açık bir şekilde anlatacağım beni orada bekle dedim.
Ve nihayet kararlaştırdığımız gibi, Avukat arkadaşımızın yazıhanesinde babamla görüşerek; demografik hassas dengeler vesilesi ile eğer Refah Partisi saflarında seçime girersek bazı siyasi dengeler neden ile kaybedeceğimizi babama açık bir şekilde izah edip söyledim.
Mesela 1977’de Orduzu’da Milli Selamet Partisi adına ve 12 Eylül darbesinde sonra Refah Partisi adına Belediye başkanı gösterilen adayların yanlış adaylar olduğunu ısrarla söylememe rağmen; yaşım itibariyle genç bir delikanlı olmam hasebiyle söylediklerim pek dikkate alınmadı ve seçimler kaybettik...
Oysaki ben daha henüz 17 ve 18 yaşımdan itibaren; iki yıl Milliyetçi Hareket Partisi Eminönü ilçe Teşkilatında komünizme karşı mücadelenin nasıl yapılacağını çok merak ediyordum. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi gençliği komünizme karşı aksiyoner ve gerçekten mücadeleci bir gençlikti.
Ben ise o yıllarda siyasetin içinde bilimsel bir çizgide bir siyasi arayışın içinde; Şule Yüksel Şenler, Seyit Kutup, Hasan El Benna, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Mehmet Şevket Eygi ve Alparslan Türkeş'in hayatını okumaya çalışıyor ve okuduklarımı İslami değerlerle kıyaslıyordum.
1971 yılının ortaları idi, Beyazıt kitapçılar çarşısında Osman Yüksel Serdengeçti ile ilgili bir kitap ararken; sergide ki, kitaplar arasında; Şule Yüksel Şenlerin, (BİZE NE OLDU) adlı bir kitabı dikkatimi çekti ve sergiden kitabı alıp şöyle birkaç sayfasına göz atayım derken; okuduğum o birkaç satır sanki beynimde adeta bazı çağrışımlar yaparak; oku beni lütfü Salih Caner, oku beni Lütfü Salih Caner dercesine, kitabı elimden bırakamadım ve o kitabı aldım..
Aldığım bu kitabı bir haftada çok dikkatlice okuyup bitirdim.
İki hafta sonra dayanamadım ve o kitabı tekrar okudum ve on gün sonra yine Beyazıt kitapçılar çarşısına gittim ve aynı kitapçının sergisinde Şule yüksel Şenler'in Yılanlı Tilki adlı başka bir kitabını alıp sayfalarını şöyle bir gözden geçirdim ve o kitabında parasını vererek alıp eve gittim ve on gün sonra o kitabı da okudum..
Evet, Şule Yüksel Şenler'in okuduğum kitapları, Müslüman bir genç olarak bana; her şeyden önce İslami bir çizgi üzerinde baş vakit namazımı hiç aksatmadan bir yaşam sürdürmemi ve bu dünya hayatına neden geldiğim sorusunun cevabını sağlam İslami ehlisünnet kaynaklarından mutlaka bilinçli bir şekilde öğrenmem gerektiğini ısrarla işaret ediyordu…
Evet, yukarıda söylediğim gibi, 1970 ile 1977 yılları arasında henüz 24 - 25 yaşlarında olan bir genç olarak; Milliyetçi Hareket Partisi ve daha sonra Milli Selamet Partisi siyasi birikimi ile ve geçen süreçte yoğun bir şekilde okuduğum İslami eserlerde edindiğim kültür birikimi ile 1970 ile 1989 yılları arası yapılan belediye seçimleri için Orduzu’da yerel seçimlere, Milli Selamet Partisi ve Refah Partisi adayları ile değil, bağımsız adayla girilmesi gerektiğini söylediğimde; henüz 24 ve 25 yaşlarında bir genç olmam hasebiyle edindiğim siyasi kültür birikimi ve edindiğim İslami düşüncelerim pek büyüklerim tarafından maalesef kabul görmedi ve bütün seçimleri kaybettik ve bizim çevremizde ilk defa Rahmetli babam bir gün, keşke biz seni dinleseydik, Lütfü Salih oğlum diye itirafta bulunmuştu…
Ve nihayet 1994 yerel seçimlerinde Rahmetli babam beni karşısına alarak; geçmişte sen toysun gençsin diye seni pek dinlemedik ve bütün seçimleri kaybettik. Her ne ise artık geçmiş geçmişte kaldı.
Oğlum sen, MHP’de fazla kalmadın. 1972’den itibaren Milli Selamet Partisi yöneticilerinin İslami değerleri amel olarak en çok yaşayan insanların olduğu partidir dedin ve bizim bütün ailemizi sen Milli Selamet Partisine üye yaptın.
Erbakan Hoca ile sen beni Malatya'da buluşturdun ve tanıştırdın. Biz Genel seçimlerde hep Milli Selamet Partisi ve ondan sonrada Refah Partisine oylarımızı veriyoruz ve sen bütün ailemizin Erbakan'a oy vermesini söyledin ve bizi hep böyle devam ediyoruz. Peki, neden belediye seçimlerinde Orduzu’da bizim bağımsız adaylarla bizim seçime girmemizi ısrar ediyorsun söylerimsin oğlum diye sordu?.
Rahmetli babamla aramızda geçen bu konuşmanın geçtiği 1993 yılının yaz aylarıydı. Benim artık 40 yaşına girmiş bir Gazeteci ve siyasetçi olarak, en verimli yıllarımdı ve İstanbul’da siyaset ve basınla iç içeydim.
Evet, 1993 yılının yaz aylarıydı ve o yıl yaz tatilinde Malatya’daydım. Bir kaç gün bizim evin önünde bahçede babamla çayımızı demleyip, ağaçların altında babamın anlayacağı şekilde, Malatya’nın Genel Seçimlerde siyasi durumunu ve özellikle yerel seçimlerde Orduzu’nun siyasi manzarasını ve hassas siyasi demografik dengeleri konusunda babamla bol bol sohbet ettik ve durumu izah etmeye çalıştım..
Ve nihayet Danıştay kararı ile Orduzu ve diğer dört Belde Belediyesi’nin yeniden açılması ile Rahmetli babam benim söylediğim şekilde, 1994 yılında bağımsız olarak bir adayla seçimlere girdi ve büyük bir farkla bütün rakiplerini geride bırakarak, Orduzu Belde Belediyesini bizim gösterdiğimiz aday kazandı…
(DEVAM EDECEK)