Hamza Atlı

Nevzat Abi Kızıyor Ama!

Hamza Atlı

O da kendince haklı tabi.
Gazetemizin emektarlarından Nevzat abi.
Hoş sohbet, güzel bir gönülden akar derler.
Nevzat abi de gönlü güzellerden...
Eleştirileri, hayata bakış açısı, felsefik düşünme yapısı hoşuma gitmiyor değil.
Kendisinden dinlemem gereken çok şey olduğuna inanıyorum.
Ama bir türlü onunla da oturamıyorum.
Galiba hayatım boyunca koşuşturacam.
Bana da bu yazılmış neylersin.
Nevzat abi diyordum...
Doğal adam.
İçi dışı bir.
Arada kızıyor bana.
Yazılarımın yayımlanma günleri salı ve cuma.
Bim marketlerin indirim günleri gibi.
Ezberi kolay, akılda kalıcı.
Tabi akıl baştaysa...
Yazılarımı pazartesi ve perşembe en geç saat 11 sularında atmam gerekiyor gazeteye.
Saatlerle ilgili sorun yok da.
Günleri çok karıştırıyorum be usta.
Nasıl karıştırmayayım?
Telefonu çok aranan bir arkadaşım "tavuğu ölen beni arıyor" demişti.
Ben de biraz öyleyim desem abartmış olmam.
Bazen "birine bir söz verdim ama kimdi ve neydi" diye düşünüyorum kendi kendime.
Kendi iş yoğunluğuma ek hemen herkese, her talebe elimden geldiği kadar zaman ayırmaya, yetişmeye çalışıyorum.
Hasta ziyaretleri, taziye ve sohbetleri saymıyorum bile...
Hayat felsefelerimdendir.
İş görmek iyidir!
Bazen görememek, becerememek de zoruma gitmiyor değil.
Keşkeleri oldum olası sevmem.
Elimde sihirli bir değnek olsa diyorum.
Yeryüzünde derde ve gama dair hiç birşey bırakmam.
Sorunları sevmiyorum.
Sorunlar içinde boğuşanlara can simidi atmak istiyorum.
Ama gerçekten yetişemiyorum.
Güç yetiremiyor, takat getiremiyorum.
Ama yine de bir sorunu çözebilmenin sevincini yaşamak için elimden gelen gayreti gösteriyorum.
İş gör ki işin görülsün...
Tüm bu mücadele ve müdahaleler içinde Nevzat abi bana "günlerini takip et" diyor.
Memur veya öğrenci olmayana 'gün takibi' gerçekten külfet...
Ben ne günleri, ne de saatleri takip edemiyorum.
Ahir zaman Nevzat abi.
Aylar haftalar, haftalar günler, günler ise saatler misali akıp gidiyor.
Zamana yetişelim derken herşeyin gerisinde kalıyoruz.
Zamana, zamanın getirdiği tedirginliklere yeniliyoruz.
Dünya kuşatıyor.
Rızık endişesi benliklerimizi esir alıyor.
Bir boğuşma, bir hengâme var hayatlarda.
Her evde bir dert.
Bir tasa...
Bir endişe...
Kimilerinde bir bekleyiş, yol gözleme...
Kiminde ümitsizlik....
Belki de ölümü bekleme...
Ne bileyim işte, çok dert dinleyen biriyim.
Kendi dertlerimle birlikte onları da biriktirince içimde...
Ne gün geliyor hatıra.
Ne mazi...
Ne de gelecek tasavvuru.
Öylece yaşıyoruz işte...
Vesselam...

Yazarın Diğer Yazıları