Cengiz Dere / Manevi Danışman

Sihir Aileyi Yıkan Bir Hurafe

Cengiz Dere / Manevi Danışman

Bugün aile danışmanlığı alanında karşılaştığımız en yaygın ve en yıkıcı zihinsel problemlerden biri, yaşanan her çatışmanın, her soğumanın, her psikolojik sıkıntının arkasına “sihir, büyü, muska” gibi kavramların yerleştirilmesidir. Eşler tartışıyor, bağ zayıflıyor, iletişim kopuyor; çözüm aramak yerine zihin hemen görünmez düşmanlar üretmeye başlıyor. “Bize büyü yapıldı”, “Birileri aramızı bozdu”, “Muska var” denilerek akıl, sorumluluk ve muhasebe devre dışı bırakılıyor. Bu noktada aile yalnızca bir sorun yaşamıyor; aynı zamanda düşünme yetisini kaybediyor.

Bu korku iklimi tesadüf değildir. Tarih boyunca cehaletin egemen olduğu her toplumda, açıklanamayan her olay mistik gerekçelere bağlanmış, akıl yerine korku büyütülmüştür. Sihir inancı da tam olarak bu korku üzerinden beslenir. İnsan kendi hatasıyla yüzleşmek yerine, görünmez bir fail üretir. Böylece nefs masum kalır, suç dışarıya atılır, ama bedel aile tarafından ödenir.

Kur’an’da Sihir: Hakikat Değil, Göz Boyamadır

Kur’an, sihri ontolojik bir güç olarak değil, algıyı yanıltan bir göz boyama olarak tanımlar. Bu çok net bir duruştur. Hz. Musa kıssasında Firavun’un sihirbazları, insanların gözlerini aldatan bir teknik sergilemişlerdir. Kur’an bunu açıkça ifade eder: Ortada bir hakikat değil, algı manipülasyonu vardır. Hz. Musa’nın asası ise bir sihir değildir; bir mucizedir. Ve mucize, sihrin bütün malzemesini yutarak şunu ilan eder: Hakikat, illüzyonu yok eder. Eğer sihir gerçek ve bağımsız bir güç olsaydı, mucize onunla aynı düzlemde mücadele ederdi. Oysa mucize, sihrin boşluğunu ifşa etmiştir.

Bakara Suresi 102. ayet bu bağlamdan koparılarak yıllardır yanlış yorumlanmaktadır. Ayette Harut ve Marut’a “sihir indirildiği” iddiası, Kur’an bütünlüğüyle bağdaşmaz. Ayetin dili ve bağlamı dikkatle incelendiğinde, burada sihrin meşruiyetinden değil, insanların kötü niyetle öğrendikleri şeylerden ve bunun yol açtığı toplumsal yıkımdan söz edildiği görülür. Ayetin sonunda özellikle vurgulanan husus şudur: Bu yolla insanlar zarar vermekte, aileleri parçalamakta, ilişkileri ifsat etmektedir. Kur’an bir hakikati onaylamaz; bir felaketi teşhir eder.

Ne yazık ki bugün bu ayet, tam tersine, sihrin gerçek olduğu iddiasına dayanak yapılmakta; bu da dini, hurafenin hizmetine sokmaktadır. Bu yalnızca ilmî bir hata değil, ahlaki bir sorumsuzluktur.

Sihir İnancının Psikolojik Mekaniği

Sihir inancı, insan psikolojisinde güçlü bir telkin mekanizması oluşturur. Kişi büyüye inanıyorsa, her olumsuzluğu bu inanç doğrultusunda yorumlar. Bu bir tür öğrenilmiş korkudur. Zihin, yaşanan her duygusal dalgalanmayı “etki altındayım” diye okur. Böylece kişi kendi duygu yönetimini kaybeder, iradesini askıya alır.

Aile içinde bu durum çok daha yıkıcıdır. Eşlerden biri “büyü var” dediği anda, artık sorun konuşulmaz hale gelir. Çünkü sorun konuşulursa çözüm sorumluluğu doğar. Oysa büyü iddiası, çözümü insanın elinden alır. Çözüm artık ya muskacıdadır ya da sözde manevî aracılardadır. Bu da aileyi edilgen, korkak ve bağımlı bir yapıya sürükler.

Danışmanlık süreçlerinde defalarca görülmüştür: Büyüye inanma düzeyi arttıkça kaygı bozuklukları, paranoid düşünceler ve depresif çökkünlük de artmaktadır. Burada ortada metafizik bir saldırı değil, psikolojik bir çöküş vardır.

Tarihsel Ders: Cadı Avı ve Aklın Zaferi

Avrupa tarihindeki cadı avları bu konunun ibretlik örneğidir. İnsanlar “cinlenmiş”, “büyü yapıyor” denilerek diri diri yakıldı. Binlerce masum insan, hurafenin kurbanı oldu. Ne zaman ki pozitif bilim gelişti, psikiyatri ortaya çıktı, akıl ve gözlem esas alındı; cadılar bir anda yok oldu. Çünkü baştan beri yoktular.

Bugün Avrupa hastanelerinde cinlenme vakası yoktur. Şizofreni vardır, bipolar bozukluk vardır, travma vardır, depresyon vardır. İnsanlar büyü bozarak değil, tedavi edilerek iyileştirilmektedir. Bu, metafiziğin inkârı değil; metafiziğin istismar edilmesine karşı aklın korunmasıdır.

Ne acıdır ki geri bırakılmış toplumlarda hâlâ aynı zihinsel karanlık sürmektedir. Üstelik bu kez din dili kullanılarak. Oysa İslam, aklı iptal eden değil; aklı ayağa kaldıran bir dindir.

Din Adına Yapılan En Büyük Zulüm

Sihri din adına meşrulaştırmak, dine yapılan en büyük kötülüklerden biridir. Uydurma rivayetler, İsrailiyat etkisi ve kültürel tortular, Kur’an’ın berrak mesajının önüne geçirilmiştir. Bu sayede muskacılar, üfürükçüler, karanlık tipler “manevî otorite” kisvesiyle insanları sömürmektedir.

Bu kişiler yalnızca para çalmıyor; ailelerin huzurunu, insanların psikolojik direncini, çocukların güven duygusunu da çalıyor. Bir eşe “sana büyü yapılmış” demek, onu iyileştirmek değil, onu hasta etmektir. Bir aileye “aranız sihirle bozuldu” demek, onları kurtarmak değil, onları çaresizliğe mahkûm etmektir.

Sihir korkusu, aileyi içeriden çürüten modern bir hurafedir. Kur’an bu korkuyu beslemez; bilakis dağıtır. Hakikat nettir: Sihir bir güç değil, bir aldatmadır. Etkisi varsa, bu fiziksel değil; psikolojiktir. 
Çözüm muskada değil, bilinçtedir. Çözüm korkuda değil, sorumluluktadır. Çözüm kaçışta değil, yüzleşmededir.

Aileyi korumak istiyorsak önce aklı korumalıyız. Dini, hurafenin değil; hakikatin rehberi haline getirmeliyiz. Çünkü aklın olmadığı yerde iman, korkuya dönüşür. Korkunun olduğu yerde ise ne huzur kalır ne aile.

Yazarın Diğer Yazıları