Abdullah Ergün

Bazı Sözler Zamana Bırakılır

Abdullah Ergün

Yıllar önce verilmiş bir söz vardı.
Zamana bırakıldı…
Sabırla taşındı.
Ve insan fark etmeden, o söz bir gün kalbin tam ortasına dokunur.

Teoman Alpay, şarkılarının Malatya’da okunmasını istiyordu.
Ben ise onun da orada olmasını, “Kalbimi Kıra Kıra”yı kendi sesinden duymayı hayal ediyordum.

Onun bestelerinde dolaşan melankoli, yalnızca bir müzik dili değildi. Yaşanmışlıkların sessiz, ağırbaşlı bir izdüşümüydü. Bu yalnızca bir konser değildi; insanın kendi geçmişiyle, kendi kalbiyle baş başa kaldığı bir yüzleşmeydi.

Malatya Musiki Derneği’nin çok değerli ses ve saz sanatçıları, Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Zeki Giray yönetiminde kalplere dokunan şarkılarını seslendirirken, Teoman Alpay’ın ön sıralarda oturmuş onlara eşlik ettiğini hayal ediyordum. Sanki her nota, yıllardır içinde taşıdığı bir duyguyu sahneye bırakıyordu.

Malatya Musiki Derneği Başkanı Mehmet Tunçyıldırım’ın, en zor günlerinde bile bu konserin kusursuz olması için verdiği mücadeleyi gördüğümde anladım:
Bu konser sadece bir konser değildi.
Bu, büyük bir besteciye 35 yıl önce verilmiş bir sözün yerine getirilmesiydi.

TRT’nin değerli sanatçıları Ayşen Birgör ve Bahadır Özüşen, notalarını özenle birleştirdiği şarkıları seslendirirken; ortaya koydukları performans, Teoman Alpay’ın yaşadığı ve son ana kadar kalbinde taşıdığı duyguların bir dışa vurumuydu. Şarkılar sahnede okunmuyordu; adeta yeniden yaşanıyordu.

“Kalbimi Kıra Kıra”…
Çok sevdiğim bestelerin başında gelir.
Bülent Bakır “Senden başka ne kaldı” diye şarkıya başladığında sahneye bakamadım. Boğaz kenarında, bu parçayı kısık sesinle söylediğin an geldi aklıma. Gözyaşlarımı tutamadım. Ağlamamak için kendimi sıktım ama olmadı.

“Abiciğim, bunu nasıl yazdın, bu nasıl sözler, bu nasıl beste?” derken gözlerimin içine baktı. Ne demek istediğini anlamıştım. Bana sanki “Hiç sevdin mi?” diye soruyordu. O an anladım ki bazı şarkılar, cevabı olmayan sorular gibidir.

O gece yarınla ilgili planlar değil, duygular konuşuyordu. Notalar insanı nereye götürürse, insan da oraya gidiyordu.

Ve öylede yaptı…

Bu unutulmaz gece için herşey hazırdı.

Her şey onun dillerden düşmeyen şarkılarının icrası için hazırlanmıştı. Salon tıklım tıklımdı. Orada bulunan herkes, bestelerin bir notasına dokunabilmek için gelmişti. Yıllardır kalplerinde taşıdıkları şarkıların ilk günkü heyecanını yeniden yaşamak istiyorlardı.

Teoman Alpay hiçbir zaman dar kalıplara sığmadı. Zaman bile, günün anlamını onun duygularına göre ayarlamış gibiydi. Belki de bu yüzden, yıllar geçse de dillerden düşmeyen şarkılar doğdu kaleminden ve notalarından.

Boğaz kenarında otururken, “Burada çok güzel sözler yazılır,” demiştim. Ardından, sanki kendi kendine fısıldar gibi, “Güzel sözlere güzel bestelerde yapılır,” diye eklemiştin. Boğaz’ın mavisini, hayallerini süsleyen sarı saçlarla birleştirip “Mavi Gözlü Sarışın Kız”dan söz ederken, “Teoman Alpay ne güzel bestelemiş,” demiştim.

“Teoman Alpay’ı tanır mısın?” diye sormuştun.
Bestelerini, müziğe bakışını ve ona neden “Yalnızlıkların Bestecisi” dendiğini anlattığımda gözlerinin doluşunu saklayamamıştı. O an yalnızca bir besteciyi değil, yalnızlığın notalara nasıl döküldüğünü görmüştüm.

Benzer duyguları yaşayan ve kader birliği yaptığı söz yazarı Hikmet Münir Ebcioğlu’yla kurduğu o derin birliktelik…
Mutluluğun, ayrılığın ve hüznün iç içe geçtiği bir aşkı yazan ve besteleyen ikilinin günümüze kadar gelen romantik eserleri…
Böylesi yaşanmışlıkların notalara dökülmesi elbette duygusal olacaktı. Çünkü bazı şarkılar yazılmaz; kalpten kopar, kalbe düşer.

Ve bazı anlar vardır…
Kayda geçmez belki,
Ama kalpte sonsuza kadar kalır.
Tıpkı Yalnızlıkların Besteci Teoman Alpay’ın besteleri gibi.

Yazarın Diğer Yazıları