Malatya'nın yeni felaketi hava kirliliği
6 Şubat depremleri sonrası kontrolsüz yıkım, artan toz yükü ve geçici ısınma yöntemleri, Malatya'nın havasını ciddi şekilde kirletti. Uzmanlar, önlem alınmazsa kentin 5 yıl içinde yaşanabilirliğini kaybedebileceğini söylüyor.
Sorunlar Çözümsüz Değil
Kimya Mühendisi, yaşanan sorunun çözümsüz olmadığını ancak zamanla yarışıldığını belirterek hava kalitesini iyileştirmek için öncelikle enkaz alanlarında sulama ve örtme işlemlerinin sistematik biçimde uygulanması gerektiğini ve yeniden inşa sürecinde çevre dostu ve toz yaymayan malzemelerin kullanılmasının hem hava kalitesini hem de yaşam konforunu artırabileceğini vurgulayarak şunları söyledi: “Şehirdeki hava kirliliğini izlemek için mevcut istasyonlara ek olarak mobil ölçüm araçları mutlaka devreye sokulmalı. Farklı bölgelerde yapılacak düzenli kontroller, risk haritasını çok daha doğru çizecektir. Bunun dışında kent merkezinde ve yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yeşil alanlar artırılmalı. Ayrıca doğal rüzgar koridorları korunmalı ve şehir planlamasında hava sirkülasyonunu destekleyecek yaklaşımlar mutlaka benimsenmeli.“
6 Şubat sonrası oluşan toz yükünün Malatya’da kalıcı bir çevre felaketine dönüşeceği iddiası bana çok tutarlı gelmiyor. Eğer yıkımlar hava kirliliğinin ana sebebiyse, yıkımlar bittikten sonra doğal olarak bir iyileşme beklememiz gerekir. “5 yıl sonra yaşanmaz şehir” senaryosu bu yüzden bilimsel bir temele dayanmıyor. Süreç geçici, sonuç neden kalıcı olsun? Üstelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı her gün hava kalitesi indekslerini yayınlıyor. Bilimsel konuşulduğu iddia edilirken bu somut verilerin hiç kullanılmaması düşündürücü. Madem tablo bu kadar vahim, o zaman Malatya’nın istasyonlarında neden felaket sinyali yok? Asbest konusunda da yıllardır aynı korku dili kullanılıyor. “Gözle görünmez, yıllar sonra ortaya çıkar” cümlesi neredeyse ezber haline geldi. Ama gerçek şu ki, Türkiye’nin birçok büyük şehri—İzmir başta olmak üzere—sanayi, trafik, kömür yakımı ve inşaat tozu gibi çok daha ağır kirleticilere maruz kalıyor. Aliağa’daki ağır sanayi, Torbalı ve Kemalpaşa’daki fabrikalar, Konak–Alsancak trafiği… İzmir’in hava kalitesi böyle yük altında bile kıyamet senaryolarıyla anlatılmıyor. Hatta bazı İzmirli yöneticiler heykellerin bile fotosentez yaptığını iddia edecek kadar işi hafife alabiliyor. “Asbeste alışık bünyeler” gibi bilim dışı söylemler bile duyduk. Böyle bir tablo varken Malatya’daki geçici yıkım tozunun, sanayi tesisleriyle dolu bir şehirden daha ağır sonuçlar yaratacağını söylemek gerçekçi değil. Kısacası asıl kirleticiler ağır sanayi, trafik ve sürekli fosil yakıt kullanımıdır. Malatya’da bunlar sınırlıyken, yıkım kaynaklı tozun kalıcı bir çevre felaketine dönüşeceği iddiası daha çok abartı ve korku söylemi gibi duruyor. Bilimsel konuşulacaksa önce resmi ölçümler masaya konur; tahmini senaryolar değil.
Bakmadan Geçme