• Haberler
  • Gündem
  • Malatya'da ruhsat verenler nerede? 'Günah keçisi' mühendis ve mimarlar mı?

Malatya'da ruhsat verenler nerede? 'Günah keçisi' mühendis ve mimarlar mı?

6 Şubat 2023'te meydana gelen depremlerin yıl dönümü dolayısıyla açıklama yapan TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Bektaş Tatar, yargılamalarda binayı yapan mühendis, mimar ve müteahhitlere odaklanıldığı ancak yıkımlarda hatalı imar planları, yanlış yer seçimi, denetim eksikliği ile imar barışı gibi idari kararların da büyük payı olduğunu dile getirdi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Malatya İl Temsilciliği, 6 Şubat 2023'te meydana gelen depremlerin 3. yıl dönümü dolayısıyla basın açıklaması düzenledi. TMMOB İnşaat Mühendisleri adına açıklama yapan TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Bektaş Tatar, depremlerde yaşanan yıkımlarla ilgili yargılamaların büyük ölçüde yapım sürecinde görev alanlar üzerinden şekillendiğini söyledi.

Depremlerin 3'üncü yılında çarpıcı açıklama: Mühendis ve mimarlar 'günah keçisi' mi ilan edildi?

Tek sorumlu mühendis ve müteahhitler değil

Tatar, çok katmanlı sürecin yalnızca tek bir halkasına odaklanılarak yürütülen yargılamaların, yapı üretim sürecindeki idari ve teknik sorumlulukların bütüncül şekilde ortaya konulmasını engellemekte olduğunu vurguladı. Bilirkişi raporunu hazırlayan kişilerin ciddi bir saha ve uygulama deneyimine sahip olmaları gerektiğini dile getiren Tatar, şunları kaydetti:

“Kusurun kaynağını dar bir çerçeveye indirgemektedir. Deprem gibi çok boyutlu bir afetin sonuçlarının, planlama, projelendirme sürecinde yürürlükteki yönetmelikler, ruhsatlandırma, denetim, uygulama süreçlerinden bağımsız değerlendirilmesi, hem teknik gerçeklikle hem de hukuki sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Deprem yargılamalarının, hukuk dışında özel ve teknik bilgi gerektirmesi; hâkim ve savcıların teknik bilgi ihtiyacı da gözetildiğinde, yargı süreçleri bilirkişi raporlarına bağımlı hâle gelmekte ve bilirkişi raporları yargılamalarda sonucu belirleyecek kadar etkili olmaktadır.

Böylesine ağır sonuçlar doğuran ve yargılamaların seyrini doğrudan etkileyen bilirkişi raporlarını hazırlayacak kişilerin, ilgili alanda yalnızca teorik bilgiye değil, aynı zamanda ciddi bir saha ve uygulama deneyimine sahip olmaları zorunludur. İnceleme konusu alanda yeterli saha veya uygulama tecrübesi bulunmayan, yalnızca üniversitelerin ilgili bölümlerinde akademisyen olmanın uzmanlık için yeterli sayıldığı kişiler bilirkişi olarak görevlendirilmiş; bu hatalı yaklaşım sonucunda görevlendirmelerin büyük çoğunluğu üniversitelere yöneltilmiştir. Oysa açıkça beklenen ve hukukun gerektirdiği, konusunda uzman olmayan ve yeterli deneyime sahip bulunmayan kişilerin bilirkişilik görevini kabul etmemeleridir. Buna rağmen, pek çok yargılamada bu temel ilke göz ardı edilmiştir.”

Depremlerin 3'üncü yılında çarpıcı açıklama: Mühendis ve mimarlar 'günah keçisi' mi ilan edildi?

Yargılamalar ilkeler çerçevesinde yapılmalı

Adaletin tecellisi için yargılamanın temel ilkeler çerçevesinde yürütülmesi gerektiğine değinen Tatar, ilkeleri şu şekilde sıraladı:

1. İhmal ve Kasıt Ayrımını Net Yapmalı ve Yetki-Sorumluluk İlişkisini Esas Almalıdır: Sorumluluk, ancak ve ancak hukuken ve fiilen yetkisi, imzası ve müdahale imkânı olan kişiler için söz konusu olabilir. Yargılama, deprem yönetmeliğine aykırılığın bilimsel olarak kanıtlandığı, uygulama aşamasında kasıtlı veya ağır ihmalle hareket edenler üzerinde yoğunlaşmalıdır.

2. Zaman Aşımını ve Kanunî Süreçleri Dikkate Almalı, İdari Sorumluluğu Görünür Kılmalıdır: 30-40 yıl önceki imzalardan sorumlu tutulmaya çalışılan ilgili meslek mensuplarımız, bugün geçerli yönetmelik ve standartlar çerçevesinde değil, 30-40 yıl önceki, dönemin geçerli yönetmeliklerine ve standartlarına göre oluşan sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Son 30 yılda üç defa köklü değişiklik yapılan Deprem Yönetmeliği ve gerekleri ile 30-40 yıl önceki Deprem Yönetmeliği ve uygulama koşullarını birbirinden ayırmak bilimsel ve hukuksal olarak zorunludur. İmar planlarını ihlal ederek ruhsat veren, denetim mekanizmalarını işletmeyen, 30-40 yıldır kullanılmakta olan binaların üç defa değişen Deprem Yönetmeliği’ne rağmen deprem güvenliğini sorgulamayan ve "imar barışı" gibi yapı güvenliğini hiçe sayan bir yaklaşımla asıl sorumluları belirlemek mümkün değildir.

3. Bilirkişilik Süreci Akademik ve Etik Standartlara Bağlanmalıdır: Rapor hazırlayacak kişilerin, ilgili uzmanlık alanında yetkin, proje ve uygulama deneyimine sahip olması ve raporların planlama sürecinden başlayarak, projelendirme, ruhsatlandırma, denetim ve sonrasında da kullanım süreçlerini kapsayacak şekilde irdelenmesi zorunlu kılınmalıdır. Hazırlanan raporların oluşan yıkım ve hasarın sebebini somut bilimsel verilerle net bir biçimde ortaya koyması gereklidir. 

4. Geleceği İnşa Etmeyi Hedeflemelidir: Yargılama, yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil, toplumda yapı güvenliği bilincini pekiştirmek, mühendislik, mimarlık, planlama süreçlerinin etik standartlarını güçlendirmek için yapılmalıdır.

5. 6 Şubat 2023 depremlerinde yıkılan bazı yapılara ilişkin açılan davalarda, söz konusu yapıların 2020 Elazığ depremi sonrasındaki hasar durumuna dair kayıtların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünden talep edilmesine karşın, herhangi bir hasar tespit raporunun bulunmadığının bildirilmesi, yargılamanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.

Bu ilkeler ışığında, teknik ve hukuki sorumluluğu somut delillerle sabit olan kişilerin yargılamanın sınırlandırılması, bilirkişilik sisteminin uzmanlık, etik ve şeffaflık temelinde yeniden yapılandırılması ve imar affı gibi yapı stokunu riskli hale getiren idari kararların yargılamalardaki rolünün net bir şekilde ortaya konulması hayati önem taşımaktadır.

Gerçek adalet, ancak ve ancak bilimsel hakikat, hukukun üstünlüğü ve mesleki sorumluluğun doğru tanımı üzerine inşa edilebilir. 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın anısına yakışan da budur.

 

Malatya Net Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme