• Haberler
  • Yaşam
  • Bir Ölümün Düşündürdükleri ve Malatya'nın 28 Şubat'ı

Bir Ölümün Düşündürdükleri ve Malatya'nın 28 Şubat'ı

Ölüm, insanın dünyada kurduğu bütün yapay tahakkümleri, makamları, apoletleri ve mutlak sandığı iktidar alanlarını bir anda sıfırlayan en yalın hakikattir.

Haberin Özeti

  • 28 Şubat sürecinde Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Şarlak'ın ölümü, kentteki başörtüsü yasağı ve baskı dönemini yeniden hatırlattı.
  • 90'lı yılların sonunda, üniversite kapılarında başlayan yasaklar; uzaklaştırmalar, jandarma kuşatması ve

Ölüm, insanın dünyada kurduğu bütün yapay tahakkümleri, makamları, apoletleri ve mutlak sandığı iktidar alanlarını bir anda sıfırlayan en yalın hakikattir. Ne kadar kudretli görünürseniz görünün, geride yalnızca bıraktığınız izler, kırdığınız ya da onardığınız kalpler ve adınız anıldığında insanların yüzünde beliren ifade kalır. 28 Şubat sürecinde Malatya İnönü Üniversitesi Rektörlüğü görevini yürüten emekli general Prof. Dr. Ömer Şarlak’ın ölüm haberi, işte bu kaçınılmaz hakikati ve Malatya’nın hafızasında derin yaralar açan o karanlık dönemi yeniden hatırlattı.

90’lı yılların sonu, Malatya için sıradan bir zaman dilimi değildi. Üniversite kapılarında başlatılan başörtüsü yasağı, bir eğitim meselesi olmaktan çıkarılıp adeta toplumsal bir sindirme aracına dönüştürülmüştü. Stajlara alınmayan sağlık öğrencileriyle başlayan süreç; kapalı mekânların, ardından kampüs sınırlarının inançlı öğrencilere yasaklanmasıyla genişledi. Sınav haftalarına denk getirilen uzaklaştırma cezaları, amfilerden hakaretlerle çıkarılan gençler, jandarma kuşatmasına alınan fakülteler ve çaresizliğin zirveye ulaştığı noktada bedenini ateşe veren bir öğrenci… O günlerde Malatya, bir laboratuvar gibi baskının en katı biçimlerine sahne oldu.

Bu haksızlığa karşı duranların payına ise sadece coplar, panzerler değil; Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve idam istemiyle açılan davalar düştü. Merhum Ramazan Keskin Hoca ve çevresindeki yüzlerce insan, sırf inancı gereği başını örten kız çocuklarına sahip çıktıkları, "Bu memleketin evlatlarını karşı karşıya getirmeyin" dedikleri için gözaltılara, işkencelere ve ağır cezaevi süreçlerine maruz bırakıldılar. Hak arayan kurumlar sudan gerekçelerle kapatıldı; şehir adeta nefessiz bırakıldı. Oysa talep edilen tek şey, en temel insan hakkı olan eğitim ve inanç özgürlüğüydü.

O dönemin karar vericileri için geriye dönüp bakıldığında insan sormadan edemiyor: Değdi mi?

O gün o koltuklarda oturanlar, ceberut bir vesayetin memuru olmak yerine hukukun, aklın ve vicdanın sesini dinleyebilir; adil, demokrat ve kucaklayıcı bir tavır sergileyebilirlerdi. Eğer öyle olsaydı, bugün arkalarından hayırla, minnetle ve hürmetle bahsedilirdi. Bizler gidenin ardından beddua edecek değiliz; zira nihai hesap yeri orasıdır ve kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Fakat yaşananları unutmak, çekilen çileleri yok saymak ve iyi anmak da mümkün değildir.

Hayat, zulümle anılacak kadar uzun; adaletle anılmayı erteleyecek kadar ucuz değil. Makamlar biter, rektörlükler sona erer, general unvanları silinir; geriye sadece kubbede hoş ya da acı bir sadâ kalır. Malatya’nın sokaklarında yankılanan o feryatlar ve üniversite kapısında dökülen gözyaşları, tarihin hafızasına çoktan kaydedildi bile.

Malatya Net Haber - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!

Bakmadan Geçme