Yazı Detayı
06 Ocak 2019 - Pazar 19:19
 
DERVİŞLERDEN KURTULMA KLAVUZU
Enes Tarım
 
 

“Zümrüd-ü Anka uçar senin bakışlarında. Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin...” Nurullah Genç

Artık algılarımızın esiriyiz ve hiçbir şey kontrolümüzde değil. Önkoşulu itaat olan örgütsel yapılanmalarda köleleştirme operasyonları sürerken; dinin tevhid/ özgürlük/ adaletten ibaret olduğu gerçeği artık umursamadığımız bir fantezi.

İslami zihinlerin, birilerinin elinde ehlileştirildiğini ve belirli formatlara sokulduktan sonra nasıl kullanışlı hale getirildiğini gördük, yaşadık. Ve onca ihanet ve aldanışa rağmen, yığınların bağımlılığı hala samimiyet/ takva adına devam ediyor.

Tüm bunlardan sonra kafamızda netleşen bir şey var ki; o da koşulsuz bağlık ve itaatin; amaç İslami eğitim ve davet çalışması dahi olsa, “kullanışlı dindarlık” anlamına geldiği ve samimi duygularla dahi olsa bilmeden İslam dışı odaklara güç devşirilebileceği gerçeği…

O halde tüm bu zihinsel acziyetimize rağmen gerçekten özgür müyüz? Özgürlük sadece bedenlerin gezinmesi midir? Zihinlerimiz, kalplerimiz, düşüncelerimiz, ruhlarımız zincirlerle çepeçevre kuşatılmış ve tutsak ise, yine de özgür sayılabilir miyiz?

Birileri bizi özgürleştirme adına, putlara adamışsa; özgürlük mücadelemiz bizleri köleleştiriyorsa… İslami sandığımız düşünce ve eylemler bizleri cennete değil de cehennemin kızgın alevlerine sürüklüyorsa…

Neden kafamızdaki doğrular ve teslim olduğumuz gerçekler sürekli değişiyor, bilmiyoruz. Kaybettiklerimiz karşısında neden endişe duymuyoruz? Neden kanatlarımız kırık, neden artık özgürce uçamıyoruz?

Kanatlarımızı kıranlar, uçarak uzak ellerde kartallara yem olmamamız için mi bizi yaraladılar? Yoksa yanı başlarında, gözleri önünde köleliğimizin idamesi için mi?

***

Rivayet edilir ki, Hz Süleyman’a kuşlarla konuşabilme yeteneği verilmiş. Bir gün yaralı bir kuş Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Dervişi huzuruna getirten Hz Süleyman sorar: ”Bu kuş senden şikâyetçi, niye bu kuşun kanadını kırdın?

Derviş: ”Sultanım ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Bende bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı incindi” der.

Bunun üzerine Hz Süleyman kuşa dönerek: ”Bak bu adam haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.”

Kuş cevap vermiş: ”Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”

Hz Süleyman bu savunmayı beğenir ve kısasın yerine gelmesi için: ”Kuş haklı, hemen bu dervişin kolunu kırın!” diye emreder.

Kuş o anda :”Efendim sakın böyle yapmayın!” der.

“Niçin?” diye sorar Hz Süleyman.

Kuş: ”Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın!

***

Derviş kıyafetli birileri neden bizi avlamak ister? Bir avuç etimiz, para etmeyen postumuz var bizim!

Zihnimizi, beynimizi, ruhumuzu, düşüncelerimizi özgürleştirmemize neden izin vermiyorlar? Neden kanatlarımızı kırıyorlar biteviye?

Yine de kendimizi özgür hissediyoruz nedense! Özgür, mutlu ve bir o kadar da şaşkın!

Kitabı da okuyoruz; ama ne yazık ki, okuduklarımız bizi özgürleştirmiyor. Aksine kanatlarımızı yaralayan dervişlere sarmaşık misali bağlıyor, sarıyor, nefes almamacasına eklemlendiriyor.

Okuduğumuz ayetler bizi özgürleştireceğine, nedense dervişlere kul-köle yapıyor.

Algılarımızın esiri, yılgın ve edilgeniz. İradelerimiz ve zihnimiz kuşatılmış, düşünemiyor, akledemiyoruz. Kalabalıklar içerisinde sessiz, benliksiz ve kullanışlıyız.

***

Mezhep, tarikat, etnik kimlik, parti, ırk, kabile… Tümü de ruhumuzu ve benliğimizi kölelikten kurtararak arınabilmemiz için birer engel değil mi? Tümü de bizleri ayrıştırıcı araçlar değil mi? Modern zamandaki putlarımız! Uğrunda ruhumuzu ve benliğimizi secdelerle köleleştirdiğimiz kutsallarımız!

Batıl davalar ve inançlar uğrunda savaşmak, ölmek zorunda değiliz ki! Varsın korkak desinler bize! Çatışma ve nefret kültürlerinden arınmamız gerekmez mi?

Suni devrimler ve sahte iktidarlar aldatmamalı, dervişler yolumuzdan alıkoymamalı, kırık kanatlarla da olsa yola devam edebilmeliyiz…

Hem sonsuza gitmekte değil mi ki bu yol? Sonsuz ve uzun yollar bitirilmek için değil, sadece yürümek için değil miydi? Neden yol üzerindeki meşgalelerle, ziynetlerle oyalanıp yolumuzdan geri kalıyoruz? Yürüyüşümüzde, direnmeksizin yol üzerindeki metaaya, altına ve mülke tapıyor, eğleniyoruz.

Yollara çocuklarımızın küçücük ölü bedenleri öbek öbek savrulmuşken; yeryüzünün ücra köşelerinde kardeşlerimizin evleri başlarına yıkılıp aç açık sabahlarken hiçbir sorun yokmuş ve mutluymuşuz gibi nasıl yaşarız?

Dervişlerin arkasında bekleşerek, kısık seslerle yalnızca: “Dua edelim!” demek; Allaha, Resulüne ve tüm varoluş gerçeklerimize ihanet değil midir?

Böyle bir dönemde hiçbir sorunumuz yokmuş ve özgürmüşüz gibi davranamayız ki! Hiçbir şey olmamış gibi yapamaz, yabancıymış gibi bilmezlikten gelemeyiz…

O halde, zihinsel ve düşünsel anlamda özgürleşebilmek için, dervişlerin bizi yakalayabilecek mesafeye kadar yanımıza yaklaşmalarına izin vermememiz gerekir!

Günümüz dervişlerinin tümü avcıdır!

Üzerlerindeki derviş elbiseleri çıkarılmadan onlardan korunabilmemiz, zihnimizi arındırabilmemiz, düşüncelerimizi özgürleştirebilmemiz asla mümkün değildir…

Selam ve dua ile…

 
Etiketler: DERVİŞLERDEN, KURTULMA, KLAVUZU,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
17 Mart 2019
OTORİTER SEÇİLMİŞLİK
10 Mart 2019
YEDİ KIZKARDEŞ
03 Mart 2019
BİR 28 ŞUBAT DAHA GEÇERKEN
24 Şubat 2019
MAZLUMDER BİLDİRİSİ
17 Şubat 2019
HER SONA ERİŞ YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR
10 Şubat 2019
İNSAN HAKLARI
03 Şubat 2019
SEÇİM ATRAKSİYONLARI
27 Ocak 2019
BİR TEVHİD PEYGAMBERİ HZ YUSUF
20 Ocak 2019
ON YIL ÖNCE ON YIL SONRA
13 Ocak 2019
AZİMETTEN FAYDACILIĞA İSLAMİ HAREKETLER
30 Aralık 2018
MUSTAFA ÖZTÜRK OLAYI
23 Aralık 2018
KORKU KÖLELİKTİR…
16 Aralık 2018
SAĞCILAŞMA SORUNU
09 Aralık 2018
MEAL İSLAMI
03 Aralık 2018
ALGI OYUNLARI
25 Kasım 2018
PADİŞAHIN İŞİ NE
18 Kasım 2018
BARIŞIN TEMELİ SOSYAL UYUMDUR
04 Kasım 2018
SOYLU İRTİDATLAR
28 Ekim 2018
ATEŞE KOŞAN KELEBEKLER
21 Ekim 2018
ANDIMIZ
14 Ekim 2018
HAYATIN ANLAMI NEDİR?
07 Ekim 2018
ATEŞ ÖNCÜLERİ
30 Eylül 2018
JAPON BALIĞI
23 Eylül 2018
BUGÜN GÜNLERDEN HUSEYN
17 Eylül 2018
BABA CANDIR*
10 Eylül 2018
İDLİB DÜŞERKEN
02 Eylül 2018
CUMARTESİ ANNELERİ
26 Ağustos 2018
GÜNÜMÜZ ERGENLERİ
19 Ağustos 2018
KULLUKTA NET OLMAK
12 Ağustos 2018
RAHİP BRUNSON MESİH Mİ?
05 Ağustos 2018
RİTÜEL DİN DEĞİLDİR
29 Temmuz 2018
Türk Sanat Müziği ve Hüzün
22 Temmuz 2018
MEZHEP DİNMİDİR
15 Temmuz 2018
İKİNCİ ONBEŞ
08 Temmuz 2018
TEKNOLOJİK KUŞATMA
01 Temmuz 2018
ÖLÜ ŞEHİRLERİN RUHU OLMAZ Kİ
24 Haziran 2018
BİR TELEFON OLMAK
17 Haziran 2018
TEVHİDİ UNUTMAK
10 Haziran 2018
Dünyayı kutsayan din afyondur
03 Haziran 2018
KÜLTÜR İSTİLASINA DİRENMELİYİZ
27 Mayıs 2018
KIRILGAN VE NAİF HAYATLAR
20 Mayıs 2018
KEDİYİ BEKLERKEN
13 Mayıs 2018
DERİN TEESSÜFLERİMLE…
06 Mayıs 2018
Din Baronları
29 Nisan 2018
YARATICIYI FARKEDEBİLMEK
22 Nisan 2018
MİLLİYETÇİ İSLAM
15 Nisan 2018
KADER RİSALESİ
08 Nisan 2018
IRAKTA TUTUKLU TÜRK KADINLAR
01 Nisan 2018
YEMEN’DE ÖLÜM KOL GEZERKEN
26 Mart 2018
MUHAMMED BZEEK’İN HİKÂYESİ
19 Mart 2018
NUREDDİN YILDIZ’A LİNÇ GİRİŞİMİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
12 Mart 2018
SAVAŞLAR ve KADINLAR
06 Mart 2018
28 ŞUBAT BİTTİ Mİ?
Haber Yazılımı